Güncel

Asıl Sorun Ne

İzzet Güllü
29 Mayıs 2026
3 dk
Asıl Sorun Ne
Arısız balın, tavuksuz yumurtanın, ineksiz etin konuşulduğu bir dünyada yaşıyoruz.
Arısız balın, tavuksuz yumurtanın, ineksiz etin konuşulduğu bir dünyada yaşıyoruz.

Havasına türlü gazların karıştığı, toprağına tonlarca pestisit ve kimyasal püskürtüldüğü, tohumun birkaç küresel şirketin kontrolüne geçtiği bir çağdayız.

Buna rağmen hâlâ en büyük tartışma AKP mi CHP mi, laiklik mi dindarlık mı, Abdülhamid mi Atatürk mü, Kurancı mı ehli sünnetçi mi konuları etrafında dönüyor.

Oysa biz birbirimizle kavga ederken asıl mesele gözümüzün önünde büyüyor. Önümüze bir avuç yem atılıyor. Biz onu gagalama yarışı yaparken arkamızdan yumurtalarımız çalınıyor.

Toprak değişiyor. Su değişiyor. Tohum değişiyor. Gıda değişiyor. İnsan değişiyor.
Biz ise hâlâ birbirimize slogan atıyoruz.

Bir tarafta insanlar hangi partinin daha vatansever olduğunu tartışıyor, diğer tarafta çocukların yediği gıdaların içeriği her yıl biraz daha değişiyor. Bir tarafta tarih kavgaları yapılıyor, diğer tarafta birkaç şirket dünyanın tarımını, tohumunu ve gıda zincirini kontrol eder hâle geliyor.

Düşünün...

Bir köyde kuyu zehirlenmiş olsa, köylülerin hangi partiye oy verdiğinin ne önemi kalır?

Bir evin temeli çürüyorsa, evdeki insanların hangi mezhepten olduğu neyi değiştirir?

Motorun yağı bitmiş bir aracın içindeki yolcuların sağcı veya solcu olması aracı yürütür mü?

İşte bugün de benzer bir durum yaşanıyor. İnsanlığın temel kaynakları olan hava, su, toprak ve gıda giderek daha fazla tartışılması gerekirken, kamuoyu çoğu zaman başka gündemlerle meşgul ediliyor.

Şehir hastaneleri yapılıyor ve insanlar seviniyor. Oysa bir hastanenin büyümesi, insanların daha sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Bir hastanenin şehir hastanesi olması, her hastalığın tedavi edilebilir hâle geldiği anlamına da gelmez. Çoğu zaman bu sadece sağlık için ayrılan kaynakların belirli yapılara aktarılması anlamına gelir. Asıl soru şudur:
Neden daha fazla hastaneye ihtiyaç duyuyoruz?

Neden daha fazla ilaç tüketiyoruz?

Neden kronik hastalıklar her geçen yıl artıyor?

Neden çocuklar daha küçük yaşlarda sağlık sorunları yaşamaya başlıyor?

Bunları konuşmadan yalnızca tedavi kapasitesiyle övünmek, akan suyu kesmek yerine kovayı büyütmeye benzer.

Daha ilginç olanı ise şu:

Bu konuları sürekli gündeme taşıyan kaç siyasetçi var?

Kaç parti var?
Kaç sanatçı var?
Kaç doktor var?
Kaç psikolog var?
Kaç din adamı var?
Kaç cemaat veya tarikat var?

Toplumun önüne çıkıp sürekli hava, su, toprak, tohum ve gıda güvenliğini konuşan kaç kişi duyuyorsunuz?

Ama genç bir kız kaşını alsa fıtrata müdahale var diye havalara hoplarlar. Bir sanatçı yanlış bir cümle kursa, bir tarih tartışması çıksa günlerce konuşulur.

Bir tohuma yapılan müdahaleyi konuşmayanlar, bir saç teline yapılan müdahaleyi günlerce tartışabilir.

Bir çocuğun ne yediğini konuşmayanlar, bir insanın ne giydiğini saatlerce tartışabilir.

Bir neslin biyolojik geleceği sessizce değişirken, toplum semboller üzerinden kutuplaştırılabilir.

Belki de asıl sorun budur.

Çünkü tarihte toplumlar çoğu zaman dışarıdan gelen tehlikelerle değil, dikkatlerinin başka yöne çevrilmesiyle kaybetmiştir.

Bugün de insanlar kendilerine sunulan gündemlerle meşgul edilirken, gelecek nesillerin sağlığını, toprağını, suyunu ve gıdasını ilgilendiren meseleler çoğu zaman arka planda kalıyor.

AKP gider, CHP gelir.
CHP gider, başka biri gelir.
Liderler değişir.
Partiler değişir.
Sloganlar değişir.

Ama bozulan toprak kolay düzelmez.
Kaybolan tohum kolay geri gelmez.
Kirlenen su kolay temizlenmez.
Ve kaybedilen nesiller kolay geri kazanılmaz.

Belki de artık sormamız gereken soru şudur:
Biz gerçekten doğru meseleleri mi tartışıyoruz, yoksa bize tartıştırılan meseleleri mi?

Bugün tarım ürünlerindeki kimyasallar yüzünden otizmin, dehb'nin ve dikkat eksikliğinin arttığı bilimsel araştırmalarla ortaya konuluyor. Kitlelere ise çözüm adresi olarak serotonin seviyesi, antidepresan, çocukluk travmaları ve terapiler adres gösteriliyor. Gıda bozulunca sağlık bozuluyor. Gıda ile kanser arasında direkt bir ilişki olduğu 10 yıllardır bilinen bir gerçek. Buna rağmen insanlara şehir hastaneleri için sevinmeleri gerektiği öğretiliyor. Oysa şehir hastaneleri her sorunun tedavi edildiği hastaneler değildir. Sadece sağlığa ayrılan kaynağın belli tekelere aktığı merkezlerdir.
Bu yazıyı paylaş:

Psikolog İzzet Güllü

Tüm süreçler gizlilik ilkelerine uygun olarak gerçekleştirilir.

Web sitemizin içeriği eğitim ve bilgilendirme amaçlıdır. Sunulan içerikler hekim muayenesi, tanı veya tedavinin yerine geçmez. İlaçlara başlama, değiştirme veya bırakma sürecinde mutlaka bir hekime danışınız.

© 2025 Psikolog İzzet Güllü. Tüm hakları saklıdır.