Psikoloji
Çatı Aralarında Fare Kovalamak
İzzet Güllü
18 Mayıs 2026
4 dk

Psikolojik tedavi, çatı aralarında fare kovalamaktır.
Bir kişiye genel müdür dediğiniz zaman otomatikman o kişiye karşı içinizde bir duygu oluşur. Bir kişiyi şerefsiz olarak etiketlediğiniz zaman, bus sefer o kişiye karşı içinizde bambaşka duygular oluşur. Aslında psikoloji, kodlanmalar neticesinde oluşturulan etiketlerin bir meyvesidir.
Cehaleti belli bir toplumsal kesimle özdeşleştirdiğimizden dolayı, eğitimli kesimin cahil olabileceğine inanamıyoruz. Psikolojik sorunlar okumuş cahil kesimin, “iemdiar” demeyi bilinçli olmak sananların, “anksiyetem var” demeyi elitlik zannedenlerin sorunudur.
Ben köyde yaşayan, ilkokul mezunu olup çok fazla psikolojik sorunlu olan insan görmedim. Psikolojik sorunlar aslında bir cehalet sorunudur.
Bundan dolayı kimse üzerine alınmasın. Bu tanımlama bir hakaret değildir. Sadece bir tespittir. Zira herkes bir alanın âlimi ama birçok alanın cahilidir. Cehalet bir kesimin yitik malı değildir. Kimyacı tarihin cahilidir, fizikçi coğrafyanın cahilidir. Profesör tarım ve hayvancılığın cahilidir. Psikolojik sorunların büyük bir kısmı, duyguların ve düşüncelerin mekanizmasını bilmemekten kaynaklanır.
Kaygı bizi hazırlıyor, biz kaygıdan kaygılanıyoruz. Korku bizi koruyor, biz korkudan korkuyoruz.
Bir grup düşünceye “olumsuz düşünce” diyoruz, sonra o düşünceden etkilenince “psikolojim bozuldu” diyerek tedavi arıyoruz.
Travmadan değil, travma algısından etkileniyoruz. Travma etkiliyor zannediyoruz. Kendi elimizle travmayı gözümüzde iyice öcü hâline getiriyoruz. Cehalet antidepresanla veya EMDR ile tedavi edilemez.
...
Bir kişiye "müdür" dediğiniz zaman otomatikman o kişiye karşı içinizde bir duygu oluşur. Bir kişiyi "şerefsiz" olarak etiketlediğiniz zaman, bu sefer o kişiye karşı içinizde bambaşka duygular oluşur. Aslında psikoloji, kodlanmalar neticesinde oluşturulan etiketlerin bir meyvesidir.
Görünmez Yılanlarla Savaşmak
Çatı katından gelen hafif bir tıkırtı, sıradan bir farenin varlığına işaret eder. Zararlıdır, rahatsız edicidir ama ölümcül değildir. Ancak bir an için o toplumun fareye "yılan" dediğini, onu dünyanın en zehirli yaratığı gibi kodladığını, her tıkırtıya felaket anlamları yüklediğini hayal edin. Artık o çatı katındaki tıkırtı sıradan bir canlının yürüyüşü değil, bir ölüm kalım savaşıdır. İnsanlar evlerinde fare gördüklerinde sadece bir kemirgen görmezler; zihinlerindeki o devasa, zehirli yılanın kaygısını, paniğinini, korkusunu yaşarlar.
Bugün modern insanın psikolojik dünyasında yaşanan tam olarak budur. İnsanlık, kendi ürettiği etiketlerin ve kavramların gölgesinde, kendi yarattığı "görünmez yılanlarla" savaşarak ömür tüketmektedir.
Düşünceyi "Yılan" Yapmak: Etiketlerin Gücü
Psikoloji literatürü ve popüler kültür, insan zihninin doğasını anlamlandırmaya çalışırken farkında olmadan yeni canavarlar yaratmıştır.
Bir grup düşünceye "takıntı", "olumsuz düşünce" ya da "anormal düşünce" etiketi yapıştırıldığında, o düşüncenin masumiyeti elinden alınır. O düşünce artık seni etkilemeye başlar. Esasında burada seni etkileyen o düşünce değildir. O düşünceye vurduğun etikettir.
Zihin, doğası gereği günde on binlerce rastgele düşünce üretir. Bu düşüncelerin bir kısmı karanlık, saçma veya rahatsız edici olabilir. Sıradan bir akışta gelip geçecek olan bu düşünceler, üzerlerindeki "sorun, bozukluk, tehlikeli" etiketi yüzünden birer tehdide dönüşür. İnsan aklına o düşünce geldiğinde artık sıradan bir zihinsel dalgalanma yaşamaz; sanki içeride çok büyük bir arıza varmış gibi irkilir. Çünkü o düşünceyi artık bir "düşünce" olarak değil, zihne sızmış bir yılan gibi algılar.
Fareyi yılan diye kodlamanın bedeli, her tıkırtıda panikle yatağından fırlamaktır.
Duyguyu "Bozukluk" İlan Etmek Fareyi Kobra İlan Etmektir
Aynı mekanizma, insan olmanın en doğal parçası olan duygularda da kusursuz bir şekilde işler. Günümüz dünyası acıdan, stresten ve belirsizlikten kaçmayı bir zorunluluk gibi pazarlamaktadır. Bu rüzgârın etkisiyle:
Kaygıya "bozukluk",
Korkuya "hastalık",
Strese ise çözülmesi gereken bir "sorun" gözüyle bakılır.
Hal böyle olunca, insan kaygılandığında sadece kaygının getirdiği fiziksel hissi (kalp çarpıntısı, terleme) yaşamaz; buna ek olarak "Bende bir sorun var, ben hastayım" algısını da sırtlanır. Kişi artık sadece kaygı yaşamaz, kaygısından da kaygılanır.
Organizma, evrimsel süreçte onu hayatta tutan doğal bir duyguyu ürettiğini fark edemez. Onun yerine, sistemde ciddi bir tehdit varmış gibi alarm durumuna geçer. Ortada bir yangın yoktur ama "yangın var" diyen alarmın sesi kulakları sağır etmektedir.
İkincil Acı: İnsanı yıpratan şey ilk başta hissettiği acı (fare) değil, o acıya karşı geliştirdiği direnç, korku ve "neden acı çekiyorum" isyanıdır (yılan).
Fare mi, Yılan mı?
Çoğu zaman insanı felç eden, hayattan koparan şey düşüncenin veya duygunun kendisi değildir; ona yüklenen devasa, ağır anlamlardır. Düşünce ve duygu doğamızın, onlara yüklenen gerçek dışı ve abartılı anlamlar ise sektörün armağanıdır. Fareyi Allah yarattı. Ama fareyi yılan zannetme algısını sektör yarattı.
Fareyi yılan diye kodlarsanız, fare görünce korkarsınız. Bunun sebebi farenin büyüklüğü veya gücü değil, sizin zihninizdeki yılan projeksiyonudur. Bugün milyonlarca insan, klinik odalarında ya da kendi iç dünyalarında düşüncelerle değil, düşüncelere yüklenen anlamlarla; duygularla değil, duyguların üzerindeki "bozukluk" etiketleriyle savaşmaktadır.
Sonuç: Evdeki Tıkırtıyı Serbest Bırakmak
İçsel özgürlüğün yolu, çatı katındaki fareleri yakalamak için evi ateşe vermekten geçmez.
Çare, elinde sopa ile çatı aralarında fare kovalamak da değildir.
Çözüm, etiketleri söküp atmakta ve kavramları ait oldukları yere iade etmektedir. Kaygı, bozukluk değil; hayatta olduğumuzun ve bir şeyleri önemsediğimizin kanıtıdır. Rastgele gelen aykırı bir düşünce, delirmenin eşiği değil; zihnin yaratıcı ve sınırsız doğasının bir ürünüdür.
Görünmez yılanlarla savaşmayı bırakmanın ilk adımı, elimizdeki feneri zihnimizin karanlık köşelerine doğrultup haykırmaktır: "Bu bir yılan değil, sadece bir fare." İşte o zaman illüzyon kaybolur, alarm susar ve insan, kendi doğasıyla yeniden barışır.
Psikolojik tedavi, elinde sopa ile çatı aralarında fare kovalamaktır.
Ben köyde yaşayan, ilkokul mezunu olup çok fazla psikolojik sorunlu olan insan görmedim. Psikolojik sorunlar aslında bir cehalet sorunudur.
Bundan dolayı kimse üzerine alınmasın. Bu tanımlama bir hakaret değildir. Sadece bir tespittir. Zira herkes bir alanın âlimi ama birçok alanın cahilidir. Cehalet bir kesimin yitik malı değildir. Kimyacı tarihin cahilidir, fizikçi coğrafyanın cahilidir. Profesör tarım ve hayvancılığın cahilidir. Psikolojik sorunların büyük bir kısmı, duyguların ve düşüncelerin mekanizmasını bilmemekten kaynaklanır.
Kaygı bizi hazırlıyor, biz kaygıdan kaygılanıyoruz. Korku bizi koruyor, biz korkudan korkuyoruz.
Bir grup düşünceye “olumsuz düşünce” diyoruz, sonra o düşünceden etkilenince “psikolojim bozuldu” diyerek tedavi arıyoruz.
Travmadan değil, travma algısından etkileniyoruz. Travma etkiliyor zannediyoruz. Kendi elimizle travmayı gözümüzde iyice öcü hâline getiriyoruz. Cehalet antidepresanla veya EMDR ile tedavi edilemez.
...
Bir kişiye "müdür" dediğiniz zaman otomatikman o kişiye karşı içinizde bir duygu oluşur. Bir kişiyi "şerefsiz" olarak etiketlediğiniz zaman, bu sefer o kişiye karşı içinizde bambaşka duygular oluşur. Aslında psikoloji, kodlanmalar neticesinde oluşturulan etiketlerin bir meyvesidir.
Görünmez Yılanlarla Savaşmak
Çatı katından gelen hafif bir tıkırtı, sıradan bir farenin varlığına işaret eder. Zararlıdır, rahatsız edicidir ama ölümcül değildir. Ancak bir an için o toplumun fareye "yılan" dediğini, onu dünyanın en zehirli yaratığı gibi kodladığını, her tıkırtıya felaket anlamları yüklediğini hayal edin. Artık o çatı katındaki tıkırtı sıradan bir canlının yürüyüşü değil, bir ölüm kalım savaşıdır. İnsanlar evlerinde fare gördüklerinde sadece bir kemirgen görmezler; zihinlerindeki o devasa, zehirli yılanın kaygısını, paniğinini, korkusunu yaşarlar.
Bugün modern insanın psikolojik dünyasında yaşanan tam olarak budur. İnsanlık, kendi ürettiği etiketlerin ve kavramların gölgesinde, kendi yarattığı "görünmez yılanlarla" savaşarak ömür tüketmektedir.
Düşünceyi "Yılan" Yapmak: Etiketlerin Gücü
Psikoloji literatürü ve popüler kültür, insan zihninin doğasını anlamlandırmaya çalışırken farkında olmadan yeni canavarlar yaratmıştır.
Bir grup düşünceye "takıntı", "olumsuz düşünce" ya da "anormal düşünce" etiketi yapıştırıldığında, o düşüncenin masumiyeti elinden alınır. O düşünce artık seni etkilemeye başlar. Esasında burada seni etkileyen o düşünce değildir. O düşünceye vurduğun etikettir.
Zihin, doğası gereği günde on binlerce rastgele düşünce üretir. Bu düşüncelerin bir kısmı karanlık, saçma veya rahatsız edici olabilir. Sıradan bir akışta gelip geçecek olan bu düşünceler, üzerlerindeki "sorun, bozukluk, tehlikeli" etiketi yüzünden birer tehdide dönüşür. İnsan aklına o düşünce geldiğinde artık sıradan bir zihinsel dalgalanma yaşamaz; sanki içeride çok büyük bir arıza varmış gibi irkilir. Çünkü o düşünceyi artık bir "düşünce" olarak değil, zihne sızmış bir yılan gibi algılar.
Fareyi yılan diye kodlamanın bedeli, her tıkırtıda panikle yatağından fırlamaktır.
Duyguyu "Bozukluk" İlan Etmek Fareyi Kobra İlan Etmektir
Aynı mekanizma, insan olmanın en doğal parçası olan duygularda da kusursuz bir şekilde işler. Günümüz dünyası acıdan, stresten ve belirsizlikten kaçmayı bir zorunluluk gibi pazarlamaktadır. Bu rüzgârın etkisiyle:
Kaygıya "bozukluk",
Korkuya "hastalık",
Strese ise çözülmesi gereken bir "sorun" gözüyle bakılır.
Hal böyle olunca, insan kaygılandığında sadece kaygının getirdiği fiziksel hissi (kalp çarpıntısı, terleme) yaşamaz; buna ek olarak "Bende bir sorun var, ben hastayım" algısını da sırtlanır. Kişi artık sadece kaygı yaşamaz, kaygısından da kaygılanır.
Organizma, evrimsel süreçte onu hayatta tutan doğal bir duyguyu ürettiğini fark edemez. Onun yerine, sistemde ciddi bir tehdit varmış gibi alarm durumuna geçer. Ortada bir yangın yoktur ama "yangın var" diyen alarmın sesi kulakları sağır etmektedir.
İkincil Acı: İnsanı yıpratan şey ilk başta hissettiği acı (fare) değil, o acıya karşı geliştirdiği direnç, korku ve "neden acı çekiyorum" isyanıdır (yılan).
Fare mi, Yılan mı?
Çoğu zaman insanı felç eden, hayattan koparan şey düşüncenin veya duygunun kendisi değildir; ona yüklenen devasa, ağır anlamlardır. Düşünce ve duygu doğamızın, onlara yüklenen gerçek dışı ve abartılı anlamlar ise sektörün armağanıdır. Fareyi Allah yarattı. Ama fareyi yılan zannetme algısını sektör yarattı.
Fareyi yılan diye kodlarsanız, fare görünce korkarsınız. Bunun sebebi farenin büyüklüğü veya gücü değil, sizin zihninizdeki yılan projeksiyonudur. Bugün milyonlarca insan, klinik odalarında ya da kendi iç dünyalarında düşüncelerle değil, düşüncelere yüklenen anlamlarla; duygularla değil, duyguların üzerindeki "bozukluk" etiketleriyle savaşmaktadır.
Sonuç: Evdeki Tıkırtıyı Serbest Bırakmak
İçsel özgürlüğün yolu, çatı katındaki fareleri yakalamak için evi ateşe vermekten geçmez.
Çare, elinde sopa ile çatı aralarında fare kovalamak da değildir.
Çözüm, etiketleri söküp atmakta ve kavramları ait oldukları yere iade etmektedir. Kaygı, bozukluk değil; hayatta olduğumuzun ve bir şeyleri önemsediğimizin kanıtıdır. Rastgele gelen aykırı bir düşünce, delirmenin eşiği değil; zihnin yaratıcı ve sınırsız doğasının bir ürünüdür.
Görünmez yılanlarla savaşmayı bırakmanın ilk adımı, elimizdeki feneri zihnimizin karanlık köşelerine doğrultup haykırmaktır: "Bu bir yılan değil, sadece bir fare." İşte o zaman illüzyon kaybolur, alarm susar ve insan, kendi doğasıyla yeniden barışır.
Psikolojik tedavi, elinde sopa ile çatı aralarında fare kovalamaktır.
Bu yazıyı paylaş: