Psikoloji
Çocuğun DEHB mi?
İzzet Güllü
28 Mayıs 2026
3 dk

Çocuk demek zaten enerjik, kıpır kıpır, hareketli, meraklı ve keşfetmeye programlanmış bir varlık demek değil midir?
Çocuk Çocuk Gibi Davranınca Neden Hastalık Arıyoruz
Çocuk demek zaten enerjik, kıpır kıpır, hareketli, meraklı ve keşfetmeye programlanmış bir varlık demek değil midir?
Bir çocuk, yaşıtlarına göre biraz daha hareketli olamaz mı? Hareketli bir çocukta, hareketli olmanın doğal bir sonucu olarak dikkat dağınıklığı ya da bir etkinlikten diğerine daha hızlı geçme eğilimi bulunamaz mı?
Her çocuk robot gibi bir aktiviteye dakikalarca, hatta saatlerce aynı yoğunlukta odaklanmak zorunda mıdır?
Bugün birçok insanın fark etmeden kabul ettiği bir varsayım var:
Çocuk ne kadar sakin, sessiz ve hareketsizse o kadar normaldir. Oysa tarihin büyük bölümünde çocuklardan beklenen şey yerinde oturmak değil, koşmak, oynamak, keşfetmek ve öğrenmekti. Hareket, çocukluğun istisnası değil, doğasıdır.
Tek yumurta ikizleri bile birbirinden farklı iken, tüm çocukların benzer bir hareketlilik düzeyine sahip olmasını nasıl bekleyebiliriz? Aynı anne-babadan doğan kardeşler bile karakter, enerji düzeyi, ilgi alanları ve dikkat süreleri bakımından birbirlerinden farklı olurlar. Kimisi sakin ve gözlemcidir, kimisi girişken ve hareketlidir. Kimisi saatlerce kitap okuyabilir, kimisi saatlerce top oynayabilir. Farklılık, doğanın kuralıdır; tek tipleşme değil.
Peki bunlar gerçekten klinik sorun mudur?
Bunlar gerçekten klinik tanı kriteri midir?
Yoksa belirli bir eğitim sistemi, belirli bir kültür ve belirli beklentiler çerçevesinde oluşturulmuş değerlendirmeler midir?
Ne kadar da seviyoruz kendimizi ve çocuklarımızı, binlerce kilometre ötede hazırlanmış, yıllar içinde sürekli değişen ve çoğu zaman öznel değerlendirmeler içeren kriterlerle etiketlemeyi.
Bir dönem normal kabul edilen davranışların daha sonra sorun sayıldığına, daha sonra tekrar yeniden tanımlandığına psikoloji ve psikiyatri tarihinin birçok döneminde şahit olduk. Bu nedenle herhangi bir kriterin varlığı, onun mutlak ve tartışılmaz bir gerçek olduğu anlamına gelmez.
Bir çocuğun çocuk gibi davranması anormal değildir. Anormal olan, bir çocuktan yetişkin gibi davranmasını beklemektir.
Anormal olan, oyun çağındaki bir çocuğun dakikalarca yerinde kıpırdamadan oturmasını istemektir.
Anormal olan, enerjiyi hastalıkla, merakı bozuklukla, hareketi tanıyla karıştırmaktır.
Düşünün; yetişkinlerin bile uzun toplantılarda sıkıldığı, telefonlarına baktığı, dikkatinin dağıldığı bir dünyada çocuklardan saatler boyunca aynı dikkat performansını göstermelerini beklemek ne kadar gerçekçidir?
Bir yetişkinin dikkatinin dağılması normal kabul edilirken, aynı durum çocuklarda neden daha kolay patologize edilmektedir?
Sorunun önemli bir kısmı çocuklarda değil, beklentilerimizde olabilir. Çünkü beklenti değiştiğinde norm da değişir. Bir dönemde normal kabul edilen birçok davranış, başka bir dönemde sorun olarak görülebilir. Bu nedenle önce davranışı değil, davranışı değerlendiren ölçüyü sorgulamak gerekir.
Bozuk olan psikolojiniz değil, psikiyatrinizdir.
Bozuk olan, bir psikolojiyi 15 günden uzun sürerse sorun sayan, aynı psikolojiyi 14 gün 23 saat normal kabul eden anlayıştır.
Bozuk olan, insanı anlamaktan çok sınıflandırmaya çalışan yaklaşımlardır.
Bozuk olan, insanın doğal çeşitliliğini klinik kategorilere dönüştürme eğilimidir.
Daha da önemlisi, bozuk olan bu branşlara Allah'a güvenir gibi güvenen modern ebeveynlik anlayışıdır. Bilim elbette değerlidir; fakat bilim, sorgulanmaması gereken bir otorite değildir. Bilimin kendisi de sorgulayarak ilerler. Dün doğru kabul edilen birçok şey bugün terk edilmiş, bugün doğru kabul edilen birçok şey de yarın değişmiştir. Bu yüzden hiçbir teori, hiçbir kriter ve hiçbir tanı sistemi kutsal değildir.
Eskiler bu çocuklara farklı isimler takardı. "Bu çocuk çok hareketli", "yerinde duramıyor", "g.tünde kurt var" derlerdi.
Sonra ne olurdu?
Çoğu büyür giderdi. Hayata karışır, meslek sahibi olur, evlenir, çocuk yetiştirirdi. Bugün aynı çocukların önemli bir kısmı ise önce bir etiketle, sonra o etiketin oluşturduğu algıyla mücadele etmek zorunda kalıyor.
Belki de sormamız gereken soru şudur:
Çocuklar mı değişti, yoksa biz mi çocukluğa bakış açımızı değiştirdik?
Belki de sorun çocukların hareketli olması değil; çocukların doğal davranışlarını hastalık gibi görmeye başlamamızdır. Çünkü çocukluk, bir hastalık dönemi değil; insan hayatının en canlı, en hareketli ve en meraklı dönemidir.
Koca koca yetişkinler bir seminerde dikkatini vermeyip telefonla meşgul olunca normal. El kadar çocuk herhangi bir aktiviteye dikkatini robot gibi veremedi diye hem de organik kökenli DEHP, he mi? Armut da var, yen mi?
Çocuk demek zaten enerjik, kıpır kıpır, hareketli, meraklı ve keşfetmeye programlanmış bir varlık demek değil midir?
Bir çocuk, yaşıtlarına göre biraz daha hareketli olamaz mı? Hareketli bir çocukta, hareketli olmanın doğal bir sonucu olarak dikkat dağınıklığı ya da bir etkinlikten diğerine daha hızlı geçme eğilimi bulunamaz mı?
Her çocuk robot gibi bir aktiviteye dakikalarca, hatta saatlerce aynı yoğunlukta odaklanmak zorunda mıdır?
Bugün birçok insanın fark etmeden kabul ettiği bir varsayım var:
Çocuk ne kadar sakin, sessiz ve hareketsizse o kadar normaldir. Oysa tarihin büyük bölümünde çocuklardan beklenen şey yerinde oturmak değil, koşmak, oynamak, keşfetmek ve öğrenmekti. Hareket, çocukluğun istisnası değil, doğasıdır.
Tek yumurta ikizleri bile birbirinden farklı iken, tüm çocukların benzer bir hareketlilik düzeyine sahip olmasını nasıl bekleyebiliriz? Aynı anne-babadan doğan kardeşler bile karakter, enerji düzeyi, ilgi alanları ve dikkat süreleri bakımından birbirlerinden farklı olurlar. Kimisi sakin ve gözlemcidir, kimisi girişken ve hareketlidir. Kimisi saatlerce kitap okuyabilir, kimisi saatlerce top oynayabilir. Farklılık, doğanın kuralıdır; tek tipleşme değil.
Peki bunlar gerçekten klinik sorun mudur?
Bunlar gerçekten klinik tanı kriteri midir?
Yoksa belirli bir eğitim sistemi, belirli bir kültür ve belirli beklentiler çerçevesinde oluşturulmuş değerlendirmeler midir?
Ne kadar da seviyoruz kendimizi ve çocuklarımızı, binlerce kilometre ötede hazırlanmış, yıllar içinde sürekli değişen ve çoğu zaman öznel değerlendirmeler içeren kriterlerle etiketlemeyi.
Bir dönem normal kabul edilen davranışların daha sonra sorun sayıldığına, daha sonra tekrar yeniden tanımlandığına psikoloji ve psikiyatri tarihinin birçok döneminde şahit olduk. Bu nedenle herhangi bir kriterin varlığı, onun mutlak ve tartışılmaz bir gerçek olduğu anlamına gelmez.
Bir çocuğun çocuk gibi davranması anormal değildir. Anormal olan, bir çocuktan yetişkin gibi davranmasını beklemektir.
Anormal olan, oyun çağındaki bir çocuğun dakikalarca yerinde kıpırdamadan oturmasını istemektir.
Anormal olan, enerjiyi hastalıkla, merakı bozuklukla, hareketi tanıyla karıştırmaktır.
Düşünün; yetişkinlerin bile uzun toplantılarda sıkıldığı, telefonlarına baktığı, dikkatinin dağıldığı bir dünyada çocuklardan saatler boyunca aynı dikkat performansını göstermelerini beklemek ne kadar gerçekçidir?
Bir yetişkinin dikkatinin dağılması normal kabul edilirken, aynı durum çocuklarda neden daha kolay patologize edilmektedir?
Sorunun önemli bir kısmı çocuklarda değil, beklentilerimizde olabilir. Çünkü beklenti değiştiğinde norm da değişir. Bir dönemde normal kabul edilen birçok davranış, başka bir dönemde sorun olarak görülebilir. Bu nedenle önce davranışı değil, davranışı değerlendiren ölçüyü sorgulamak gerekir.
Bozuk olan psikolojiniz değil, psikiyatrinizdir.
Bozuk olan, bir psikolojiyi 15 günden uzun sürerse sorun sayan, aynı psikolojiyi 14 gün 23 saat normal kabul eden anlayıştır.
Bozuk olan, insanı anlamaktan çok sınıflandırmaya çalışan yaklaşımlardır.
Bozuk olan, insanın doğal çeşitliliğini klinik kategorilere dönüştürme eğilimidir.
Daha da önemlisi, bozuk olan bu branşlara Allah'a güvenir gibi güvenen modern ebeveynlik anlayışıdır. Bilim elbette değerlidir; fakat bilim, sorgulanmaması gereken bir otorite değildir. Bilimin kendisi de sorgulayarak ilerler. Dün doğru kabul edilen birçok şey bugün terk edilmiş, bugün doğru kabul edilen birçok şey de yarın değişmiştir. Bu yüzden hiçbir teori, hiçbir kriter ve hiçbir tanı sistemi kutsal değildir.
Eskiler bu çocuklara farklı isimler takardı. "Bu çocuk çok hareketli", "yerinde duramıyor", "g.tünde kurt var" derlerdi.
Sonra ne olurdu?
Çoğu büyür giderdi. Hayata karışır, meslek sahibi olur, evlenir, çocuk yetiştirirdi. Bugün aynı çocukların önemli bir kısmı ise önce bir etiketle, sonra o etiketin oluşturduğu algıyla mücadele etmek zorunda kalıyor.
Belki de sormamız gereken soru şudur:
Çocuklar mı değişti, yoksa biz mi çocukluğa bakış açımızı değiştirdik?
Belki de sorun çocukların hareketli olması değil; çocukların doğal davranışlarını hastalık gibi görmeye başlamamızdır. Çünkü çocukluk, bir hastalık dönemi değil; insan hayatının en canlı, en hareketli ve en meraklı dönemidir.
Koca koca yetişkinler bir seminerde dikkatini vermeyip telefonla meşgul olunca normal. El kadar çocuk herhangi bir aktiviteye dikkatini robot gibi veremedi diye hem de organik kökenli DEHP, he mi? Armut da var, yen mi?
Bu yazıyı paylaş: