Psikoloji

Delirmekten Neden Çok Korkarız

İzzet Güllü
15 Mart 2026
4 dk
Delirmekten Neden Çok Korkarız
İnsanların en çok korktuğu şeylerden biri “delirmek” meselesidir. Kliniklerde, danışmalarda, günlük hayatta bunu çok sık görürüz.
Delirmekten Bu Kadar Korkma

İnsanların en çok korktuğu şeylerden biri “delirmek” meselesidir. Özellikle bizim millet delirmekten çok korkuyor. Muhtemelen bunun altında çocukluğumuzdan beri maruz kaldığımız "sen delisin, sen kafayı yemişsin" gibi cümlelerle yaratılan kodlamalar. Bu sebeple bizim toplumun zihni delirmeyi sadece bir sağlık sorunu olarak değil; bir prestij, bir statü, bir itibar kaybı gibi görüyor. Bu sebeple yüksek düzeyde alınganlık göstererek aşırı seviyede tepkiler veriyor.

Kliniklerde, danışmalarda, günlük hayatta bunu çok sık görürüz. İnsan “Hocam delirecek miyim?”, “Sanki aklımı kaybedecekmişim gibi oldum”, “Bir an kendimi garip hissettim, acaba kafayı mı yiyorum?” diye büyük bir panikle yardım arar. Oysa burada korkunun kendisinden önce, korkunun zihindeki resmi üzerinde durmak gerekir.

Çünkü insanların “delirmek” denince zihninde canlanan tablo çoğu zaman gerçekle değil, eski filmlerle, sokak diliyle, kulaktan dolma ifadelerle ve abartılı kültürel imgelerle oluşmuştur. Zihin hemen şunu üretir: Üstü başı dağılmış, çizgili pijamayla sokakta dolaşan, ne dediği anlaşılmayan, herkesin dalga geçtiği, “mahallenin delisi” diye anılan bir figür. İnsan da doğal olarak bundan korkar. Çünkü zihnindeki delilik resmi budur.

Ama gerçek hayat bu kadar basit değildir.
Bugün ruhsal tablolar çok daha geniş, çok daha katmanlı ve çok daha çeşitlidir. Bir insanın bazı hezeyanları, bazı sıra dışı düşünce ve inançları olabilir; ama bunun dışında gayet düzenli bir hayat yaşayabilir. Evliliğini sürdürebilir, işine gidebilir, alışverişini yapabilir, insanlarla iletişim kurabilir.

Mesela bir kişi peygamber olduğunu iddia ediyor olabilir; ama bunun dışında son derece düzenli yaşayabilir. Bir başkası mehdilik iddiasında bulunabilir; ama buna rağmen gündelik hayatını sürdürebilir. Bunlar kulağa şaşırtıcı gelebilir, çünkü toplum zihninde ruhsal rahatsızlıkları ya tamamen “normal” ya da tamamen “kopmuş” gibi iki uçta düşünmeye alışmıştır. Oysa hayat gri alanlarla doludur.

Benim çalıştığım hastanede, şizofreni tanısı olup da memuriyet yapan çok sayıda insan vardı. Hatta bir tanesiyle yıllarca karşı karşıya çalıştık. Röntgen teknisyeniydi. İşine bağlıydı, görevini iyi yapıyordu, düzenliydi, sorumluluk sahibiydi. Şimdi bunu bilmeyen biri, “şizofreni” kelimesini duyduğu anda bambaşka bir film çalıştırır zihninde. Çünkü kelime var, ama gerçek bilgi yok. İşte korku da tam burada büyür. Hani çocukluğumuzda, hemen hemen hepimizin "öcü" adlı olmayan hayali bir varlıktan dolayı korkmamız gibi. Gerçekte yoktu ama zihnimizde vardı.

İnsan çoğu zaman gerçekten o şeyden değil, o şey hakkındaki yanlış bilgisinden korkar.

Bilmediğinden korkar insan.
Yanlış tanıdığından korkar.
Abartılmış örneklerden korkar.
Kendi zihninin ürettiği felaket senaryosundan korkar.

Aslında birçok insanın “delireceğim” korkusu, delilikten çok, deliliğe yüklediği anlamdan kaynaklanır. Kişi şunu zanneder: “Eğer aklımla ilgili bir şey yaşarsam, artık bittim. Bir daha asla toparlanamam. İnsan içine çıkamam. Hayatım çöker.” Oysa zihin ve ruhsal yapı bundan çok daha esnektir. İnsan sandığından çok daha dayanıklıdır.

Bir anlık yabancılaşma hissi yaşamak, yoğun kaygı sırasında kendini tuhaf hissetmek, “kontrolü kaybediyor muyum?” korkusu yaşamak, bazen düşüncelerinden ürkmek; bunların hepsi otomatik olarak “deliriyorum” anlamına gelmez. Çoğu zaman kişi yaşadığı hissin kendisinden değil, o hisse verdiği anlamdan yıkılır. Hissin kendisi gelir geçer; ama “Eyvah, bu delilik başlangıcı mı?” yorumu korkuyu kat kat artırır.

Burada asıl mesele şudur: İnsan zihnindeki resmi düzeltmeden korkusunu düzeltemez.
“Delilik” denince kafanda hep en uç, en ağır, en dramatik örnekler dönüyorsa, elbette korkarsın. Ama tabloyu biraz daha gerçekçi görmeye başladığında, zihnin yavaş yavaş sakinleşir. Hayatta birçok ruhsal durum vardır ve bunların hepsi filmlerdeki gibi değildir. Hatta çoğu, dışarıdan bakıldığında fark bile edilmez. İnsan işine gider, gelir, konuşur, üretir, yaşar.

Bu yüzden delirmekten bu kadar korkmamak gerekir. Korkunun önemli bir kısmı bilgi eksikliğinden gelir. Bir kısmı da yanlış bilgiden gelir. İnsan bazen tanımadığı şeyden korkar, bazen de yanlış tanıdığı şeyden korkar.

Bir de işin mizahi ve rahatlatıcı tarafı var.

Bugüne kadar hep akıllı yaşadık da ne oldu? Dünyanın kahrını çektik. Her şeyi fazla düşündük, fazla tarttık, fazla dert ettik. Bundan sonra da biraz “deli” yaşarsak ne olacak? Akıllı diye diye dünyanın yükünü sırtlandık. Biraz da dünya bizim yükümüzü taşısın. Hatta şaka yollu söyleyelim: Akıllı olup dünyanın kahrını hep biz çekeceğimize deli oluruz, biraz da dünya bizim kahrımızı çeker.

Bu cümle, elbette hakiki bir ruhsal bozulmayı küçümsemek için değil; kişinin zihninde büyüttüğü korkuyu biraz gevşetmek içindir. Çünkü bazı insanlar “delireceğim” korkusunu öyle büyütür ki, delirmekten değil, delirmekten korkmaktan yaşayamaz hale gelir. Asıl zincir orada kurulur. Belki delirse yaşayamayacağı sıkıntıyı, zihninde yarattığı hayali canavar nedeniyle şu an yaşar.

O yüzden meseleye biraz daha gerçekçi, biraz daha bilgili, biraz da biraz daha gülümseyerek bakmak lazım.

Her tuhaf his delilik değildir.
Her yoğun kaygı akıl kaybı değildir.
Her korku, olacak bir şeyin habercisi değildir.
Ve her ruhsal tanı, hayatın bittiği anlamına gelmez.

İnsan bazen sadece yanlış bilgiyle korkar. Yanlış resimle korkar. Yanlış çağrışımla korkar.
Resmi düzeltince, korku da küçülür.

Acaba bir gün gelecek miyim? Olabilir, ilgilenmiyorum.

Ne yapıyorduk? Aklımıza gelen düşüncelerle savaşmıyorduk. Sadece ona doğru tepki veriyorduk. Ateşe verilecek en doğru tepkinin su dökmek olması gibi. Yaraya verilecek en doğru tepkinin onu kaşımak değil, pansuman yapmak olması gibi.

Bu Yazıyı Dinle

0:006:32
Bu yazıyı paylaş:

Psikolog İzzet Güllü

Tüm süreçler gizlilik ilkelerine uygun olarak gerçekleştirilir.

Web sitemizin içeriği eğitim ve bilgilendirme amaçlıdır. Sunulan içerikler hekim muayenesi, tanı veya tedavinin yerine geçmez. İlaçlara başlama, değiştirme veya bırakma sürecinde mutlaka bir hekime danışınız.

© 2025 Psikolog İzzet Güllü. Tüm hakları saklıdır.