Güncel
Kemal Sayar'ın Toplumsal Şiddet Analizi
İzzet Güllü
15 Nisan 2026
5 dk

Psikiyatrist Prof. Kemal Sayar’ın paylaşılan görüşü (özetle): “Popüler kültür ve medya şiddeti metalaştırıyor, bu da gençlerin çatışma çözme becerilerini azaltıyor...
"Kenarına bak, bezini al. Ailesine bak, kızını al" demişler. Tipik bir uzman görüşüne bakarak sektörün temel yaklaşımını anlayabilirsiniz.
Psikiyatrist Kemal Sayar’ın paylaşılan görüşü:
“Popüler kültür ve medya şiddeti metalaştırıyor, bu da gençlerin çatışma çözme becerilerini azaltıyor. Konuşmak, dinlemek ve anlamaya çalışmak yerine şiddete yönelen, dürtü kontrol sorunu olan gençler ortaya çıkıyor. Şiddet vakalarının çoğunun arkasında fark edilmeyen ya da kaynak yetersizliği nedeniyle müdahale edilemeyen ruh sağlığı sorunları var. Bu nedenle okullarda öfke yönetimi ve empati eğitimi verilmesi, sosyal hizmetlerin yaygınlaştırılması ve aile–okul iş birliğinin güçlendirilmesi gerekir. ‘Gücü gücü yetene’ dünyasında kimse güvende değildir.”
Size Ayrılan Kaynak Az Değil, Fazla Bile
Popüler kültürün şiddeti görünür kıldığı doğrudur; ancak buradan hareketle şiddetin temel sebebini “ruh sağlığı sorunları” ve “kaynak yetersizliği” olarak açıklamak, meseleyi tek boyuta indirgemek olur. Asıl sorun, davranışın kendisinden çok, davranışa yüklenen anlam ve bu anlam üzerinden kurulan sistemdir.
Öncelikle şu çelişkiyi görmek gerekir:
Eğer mesele gerçekten “kaynak yetersizliği” olsaydı, ruh sağlığı hizmetlerine en fazla kaynağı ayıran toplumlarda sorunların azalması beklenirdi. Oysa veriler bunun tersini işaret ediyor.
Örneğin Amerika Birleşik Devletleri, ruh sağlığına en fazla bütçe ayıran ülkelerden biri olmasına rağmen, psikolojik sorun prevalansının en yüksek olduğu toplumlar arasında yer almaktadır. Bu durum, problemin kaynak meselesi olmadığını açıkça gösterir. Bu ülkede psikiyatri tedavisine ulaşım noktasında kaynak sorunu yoktur. blBugün nice ilaçta kısıtlamaya gidildiği halde, antidepresanlarda kısıtlama bulunmamaktadır. Uzmanlar peynir ekmek gibi bu ilaçları yazabilmektedir. Sonuç? Sorunlar azaldı mı? Kaynak olunca sektör bu sorunları tedavi edebildi mi? Sanki sektör çözüm üretebiliyor da kaynak engeli var. Bu ülke daha hangi kaynağı üretsin? Toplumu antidepresan bağımlısı haline getirdiniz. Kaynak sorunu varsa, bunca ilacı kim ödedi?
Bugün 10–15 yıldır antidepresan kullanan geniş bir kitle vardır. Eğer sistem gerçekten çözüm üretseydi, bu kadar uzun süreli ve kronik kullanımın bu denli yaygın olmaması gerekirdi. Bu tablo, çözüm üretmekten ziyade süreci sürdüren bir yapının varlığına işaret eder. Medya şiddeti metalaştırdı. Bu doğru. Siz de insan sağlığını metalaştırdınız.
Adamına Göre Öfke Kontrol Sorunu Olmaz
Daha kritik bir nokta ise “öfke kontrol sorunu” kavramıdır. Bu kavram çoğu zaman genelleyici ve indirgemeci biçimde kullanılmaktadır. Oysa dikkatle bakıldığında, “kontrol edemediği” söylenen bireylerin büyük çoğunluğu, otorite karşısında —örneğin bir mahkeme ortamında— davranışlarını son derece iyi regüle edebilmektedir. Söz gelimi trafikte ona buna efelenen kişilerin tavırları, araçtaki kişi bir savcı olduğunda birden değişebilmektedir. Adamına, rütbesine göre artan azalan bir sey değildir, öfke kontrol sorunu.
Bu durum bize şunu gösterir:
Ortada mutlak bir kontrol kaybı değil, bağlama göre değişen bir davranış seçimi vardır. Bu nedenle her davranışı “kontrol sorunu” olarak etiketlemek, açıklama üretmekten çok etiket üretmektir.
Aynı şekilde, her duygusal dalgalanmayı “ruh sağlığı problemi” olarak tanımlamak da bilimsel bir zorunluluk değil; büyük ölçüde kavramsal bir genişlemedir. Duyguların doğası gereği değişken olduğu gerçeği göz ardı edilerek, normal varyasyonlar patolojik çerçeveye alınmaktadır. Bu da bireyin kendini algılama biçimini dönüştürmekte, kişiyi doğal tepkilerinden şüphe eder hale getirmektedir. Şiddet ve benzeri her toplumsal sorunu hemen klinikleştirerek psikiyatrik tedaviye açık hale getirme arayışı fırsatçılıktır. Bir yerde sorun olması demek onun psikiyatrik bir sorun olduğu anlamına gelmez. Psikiyatri ilaçlama sahasını genişletme arayışını bırakmalı, önce elindeki sorunları tedavi etme becerisini geliştirmeye çalışmalıdır.
Burada devreye giren temel mekanizma şudur:
Önce davranış veya duygu problem olarak tanımlanır, sonra bu probleme çözüm sunulur.
Bu yaklaşım, farkında olmadan ya da bilinçli olarak, bir “sorun üretim döngüsü” oluşturur. Kişi önce kendinde bir eksiklik olduğuna ikna edilir, ardından bu eksikliğin giderilmesi için sistemin içine çekilir.
Popüler Kültür Tek Bizde mi Var
Popüler kültürün etkisi elbette vardır; ancak popüler kültür tüm dünyada mevcuttur. Buna rağmen şiddet oranları ülkeden ülkeye ciddi farklılıklar gösterir. Bu da tek başına medya etkisinin yeterli bir açıklama olmadığını ortaya koyar. Kültürel yapı, sosyal normlar, bireysel sorumluluk algısı ve davranışa yüklenen anlamlar en az medya kadar belirleyicidir.
Sonuç olarak mesele, yalnızca “gençler neden şiddete yöneliyor?” sorusu değildir. Asıl mesele, bu davranışları nasıl yorumladığımız ve hangi çerçevede anlamlandırdığımızdır. Her davranışı bir “bozukluk”, her duyguyu bir “risk”, her tepkiyi bir “kontrol sorunu” olarak etiketlemek; çözüm üretmekten çok, yeni problemler üretir.
İşleri Güçleri Selin Önünden Kütük Kapmak
Gerçekçi bir yaklaşım için şu ayrımı net yapmak gerekir:
Her zorlayıcı davranış bir hastalık değildir.
Her duygusal yoğunluk bir bozukluk değildir.
Ve her problem, klinik müdahale gerektirmez. Çünkü her sorun klinik sorun değildir.
Aksi halde, bireyi anlamaya çalışmak yerine onu tanımlayan, etiketleyen ve sistemin içine çeken bir yapı kaçınılmaz hale gelir. Bu da çözüm değil; süreklilik üretir.
Elinde sadece çekiç olan, her şeyi çivi olarak görüyor. Hocaya göre maneviyat sorunu, psikoloğa göre travma sorunu, psikiyatriste göre ruhsal sorun, nefesçiye göre nefes sorunu, biyoenerjiciye göre enerji sorununu, üfürükçüye göre 3 harfliler sorunu.
Oysa hemen her sorun sadece samimiyet sorunudur. Sorunları daha fazla klinikleştirmek değil, samimiyet çözer. Kemal Sayar gibiler ise her sorunu klinikleştirerek sadece sorunların gerçek nedenini, haliyle gerçek çözümünü perdeler. Kemal Sayar önce bozukluğa hastalık derken ki korkunç yalanı ağzına alabilsin. O zaman kaynak azlığı sorunu mu var yoksa kaynak israfı mı var, anlar. Bu sektör önüne gelene peynir ekmek gibi anidepresan yazıyor. Kaynak sorunu olan bir yerde bu mümkün olabilir mi? Toplum antidepresan bağımlısı oldu. Daha ne kadar kaynak gerekiyor?
Kemal Sayar söylesin:
İlaç lobilerine, plasebodan hallice olan antidepresanlara filan daha ne kadar kaynak ayırmamız gerekiyor?
Psikiyatrist Kemal Sayar’ın paylaşılan görüşü:
“Popüler kültür ve medya şiddeti metalaştırıyor, bu da gençlerin çatışma çözme becerilerini azaltıyor. Konuşmak, dinlemek ve anlamaya çalışmak yerine şiddete yönelen, dürtü kontrol sorunu olan gençler ortaya çıkıyor. Şiddet vakalarının çoğunun arkasında fark edilmeyen ya da kaynak yetersizliği nedeniyle müdahale edilemeyen ruh sağlığı sorunları var. Bu nedenle okullarda öfke yönetimi ve empati eğitimi verilmesi, sosyal hizmetlerin yaygınlaştırılması ve aile–okul iş birliğinin güçlendirilmesi gerekir. ‘Gücü gücü yetene’ dünyasında kimse güvende değildir.”
Size Ayrılan Kaynak Az Değil, Fazla Bile
Popüler kültürün şiddeti görünür kıldığı doğrudur; ancak buradan hareketle şiddetin temel sebebini “ruh sağlığı sorunları” ve “kaynak yetersizliği” olarak açıklamak, meseleyi tek boyuta indirgemek olur. Asıl sorun, davranışın kendisinden çok, davranışa yüklenen anlam ve bu anlam üzerinden kurulan sistemdir.
Öncelikle şu çelişkiyi görmek gerekir:
Eğer mesele gerçekten “kaynak yetersizliği” olsaydı, ruh sağlığı hizmetlerine en fazla kaynağı ayıran toplumlarda sorunların azalması beklenirdi. Oysa veriler bunun tersini işaret ediyor.
Örneğin Amerika Birleşik Devletleri, ruh sağlığına en fazla bütçe ayıran ülkelerden biri olmasına rağmen, psikolojik sorun prevalansının en yüksek olduğu toplumlar arasında yer almaktadır. Bu durum, problemin kaynak meselesi olmadığını açıkça gösterir. Bu ülkede psikiyatri tedavisine ulaşım noktasında kaynak sorunu yoktur. blBugün nice ilaçta kısıtlamaya gidildiği halde, antidepresanlarda kısıtlama bulunmamaktadır. Uzmanlar peynir ekmek gibi bu ilaçları yazabilmektedir. Sonuç? Sorunlar azaldı mı? Kaynak olunca sektör bu sorunları tedavi edebildi mi? Sanki sektör çözüm üretebiliyor da kaynak engeli var. Bu ülke daha hangi kaynağı üretsin? Toplumu antidepresan bağımlısı haline getirdiniz. Kaynak sorunu varsa, bunca ilacı kim ödedi?
Bugün 10–15 yıldır antidepresan kullanan geniş bir kitle vardır. Eğer sistem gerçekten çözüm üretseydi, bu kadar uzun süreli ve kronik kullanımın bu denli yaygın olmaması gerekirdi. Bu tablo, çözüm üretmekten ziyade süreci sürdüren bir yapının varlığına işaret eder. Medya şiddeti metalaştırdı. Bu doğru. Siz de insan sağlığını metalaştırdınız.
Adamına Göre Öfke Kontrol Sorunu Olmaz
Daha kritik bir nokta ise “öfke kontrol sorunu” kavramıdır. Bu kavram çoğu zaman genelleyici ve indirgemeci biçimde kullanılmaktadır. Oysa dikkatle bakıldığında, “kontrol edemediği” söylenen bireylerin büyük çoğunluğu, otorite karşısında —örneğin bir mahkeme ortamında— davranışlarını son derece iyi regüle edebilmektedir. Söz gelimi trafikte ona buna efelenen kişilerin tavırları, araçtaki kişi bir savcı olduğunda birden değişebilmektedir. Adamına, rütbesine göre artan azalan bir sey değildir, öfke kontrol sorunu.
Bu durum bize şunu gösterir:
Ortada mutlak bir kontrol kaybı değil, bağlama göre değişen bir davranış seçimi vardır. Bu nedenle her davranışı “kontrol sorunu” olarak etiketlemek, açıklama üretmekten çok etiket üretmektir.
Aynı şekilde, her duygusal dalgalanmayı “ruh sağlığı problemi” olarak tanımlamak da bilimsel bir zorunluluk değil; büyük ölçüde kavramsal bir genişlemedir. Duyguların doğası gereği değişken olduğu gerçeği göz ardı edilerek, normal varyasyonlar patolojik çerçeveye alınmaktadır. Bu da bireyin kendini algılama biçimini dönüştürmekte, kişiyi doğal tepkilerinden şüphe eder hale getirmektedir. Şiddet ve benzeri her toplumsal sorunu hemen klinikleştirerek psikiyatrik tedaviye açık hale getirme arayışı fırsatçılıktır. Bir yerde sorun olması demek onun psikiyatrik bir sorun olduğu anlamına gelmez. Psikiyatri ilaçlama sahasını genişletme arayışını bırakmalı, önce elindeki sorunları tedavi etme becerisini geliştirmeye çalışmalıdır.
Burada devreye giren temel mekanizma şudur:
Önce davranış veya duygu problem olarak tanımlanır, sonra bu probleme çözüm sunulur.
Bu yaklaşım, farkında olmadan ya da bilinçli olarak, bir “sorun üretim döngüsü” oluşturur. Kişi önce kendinde bir eksiklik olduğuna ikna edilir, ardından bu eksikliğin giderilmesi için sistemin içine çekilir.
Popüler Kültür Tek Bizde mi Var
Popüler kültürün etkisi elbette vardır; ancak popüler kültür tüm dünyada mevcuttur. Buna rağmen şiddet oranları ülkeden ülkeye ciddi farklılıklar gösterir. Bu da tek başına medya etkisinin yeterli bir açıklama olmadığını ortaya koyar. Kültürel yapı, sosyal normlar, bireysel sorumluluk algısı ve davranışa yüklenen anlamlar en az medya kadar belirleyicidir.
Sonuç olarak mesele, yalnızca “gençler neden şiddete yöneliyor?” sorusu değildir. Asıl mesele, bu davranışları nasıl yorumladığımız ve hangi çerçevede anlamlandırdığımızdır. Her davranışı bir “bozukluk”, her duyguyu bir “risk”, her tepkiyi bir “kontrol sorunu” olarak etiketlemek; çözüm üretmekten çok, yeni problemler üretir.
İşleri Güçleri Selin Önünden Kütük Kapmak
Gerçekçi bir yaklaşım için şu ayrımı net yapmak gerekir:
Her zorlayıcı davranış bir hastalık değildir.
Her duygusal yoğunluk bir bozukluk değildir.
Ve her problem, klinik müdahale gerektirmez. Çünkü her sorun klinik sorun değildir.
Aksi halde, bireyi anlamaya çalışmak yerine onu tanımlayan, etiketleyen ve sistemin içine çeken bir yapı kaçınılmaz hale gelir. Bu da çözüm değil; süreklilik üretir.
Elinde sadece çekiç olan, her şeyi çivi olarak görüyor. Hocaya göre maneviyat sorunu, psikoloğa göre travma sorunu, psikiyatriste göre ruhsal sorun, nefesçiye göre nefes sorunu, biyoenerjiciye göre enerji sorununu, üfürükçüye göre 3 harfliler sorunu.
Oysa hemen her sorun sadece samimiyet sorunudur. Sorunları daha fazla klinikleştirmek değil, samimiyet çözer. Kemal Sayar gibiler ise her sorunu klinikleştirerek sadece sorunların gerçek nedenini, haliyle gerçek çözümünü perdeler. Kemal Sayar önce bozukluğa hastalık derken ki korkunç yalanı ağzına alabilsin. O zaman kaynak azlığı sorunu mu var yoksa kaynak israfı mı var, anlar. Bu sektör önüne gelene peynir ekmek gibi anidepresan yazıyor. Kaynak sorunu olan bir yerde bu mümkün olabilir mi? Toplum antidepresan bağımlısı oldu. Daha ne kadar kaynak gerekiyor?
Kemal Sayar söylesin:
İlaç lobilerine, plasebodan hallice olan antidepresanlara filan daha ne kadar kaynak ayırmamız gerekiyor?
Bu yazıyı paylaş: