Psikoloji
Olabilir Tepkisinin Gücü
İzzet Güllü
16 Mayıs 2026
6 dk

İnsan zihninin en büyük yanlışlarından biri, kesinlik aramasıdır. İnsanlar kaygısının tamamen geçeceğine ikna olmaya çalışıyor. Aklına o düşüncenin bir daha hiç gelmeyeceğine, korkunun tamamen biteceğine, beden hissinin tamamen yok olacağına, hastalığın kesin düzeleceğine inanmaya çalışıyor. Yani zihin sürekli “kesinlik” peşinde koşuyor.
İnsan zihninin en büyük yanlışlarından biri, kesinlik ve garanti aramasıdır. İnsanın tehdit ve tehlike algısı ne kadar yüksekse, kesinlik ve garanti arayışı da o kadar artar.
Bunun temel sebebi, insanların duygu ve düşüncelerinden aşırı korkmalarıdır. Çünkü birçok insan duygularını, düşüncelerini, beden hislerini; “sorun”, “bozukluk” ve “hastalık” gibi algılıyor. İnsan korktuğu bir şeyi tekrar yaşamak istemez. Bu yüzden de onunla ilgili garanti aramaya başlar. “Bir daha olmayacak”, “tamamen geçecek”, “kesin düzelecek” gibi cümlelere tutunmaya çalışır.
Oysa yaşanmış her şey tekrar yaşanabilir. İşimize gelse de gelmese de… Bizi etkilese de etkilemese de… Bir şey bizi çok korkutuyor diye onun yaşanma ihtimalini yok sayamayız. Bu gerçekçi bir yaklaşım olmaz. Çünkü biz kesinlikler dünyasında değil, ihtimaller dünyasında yaşıyoruz.
İnsanlar bir grup kaygısını veya bazı düşüncelerini gözünde büyüttüğü, onları tehlike gibi algıladığı ve yaşamak istemediği için tamamen geçeceğine ikna olmaya çalışıyor. Aklına o düşüncenin bir daha hiç gelmeyeceğine, korku ve endişesinin tamamen biteceğine, beden hissinin tamamen yok olacağına, hastalığın kesin düzeleceğine inanmaya çalışıyor. Yani zihin sürekli “kesinlik” peşinde koşuyor.
Oysa bu hayatta her şey mümkündür. Bir düşünce gitmeyebilir. Bir kaygı azalmayabilir. Bir belirti sürebilir. Bir hastalık iyileşmeyebilir. Bir korku tekrar ortaya çıkabilir. Beyin zaten bunun farkında. Çünkü beyin gerçeklik prensibiyle çalışır. İhtimaller dünyasında yaşadığını bilir ve buna uygun cevaplar bekler.
Üstelik beynimizin temel görevi bizi korumaktır. Koruma görevi olan bir sistem ihtimalleri yok saymaz. Tam tersine en küçük ihtimali bile hesaba katar. Çünkü güvenlik sistemleri böyle çalışır. Bizi koruyan bir güvenlik görevlisi en ufak riski bile dikkate alır. Bir ordu, en düşük saldırı ihtimalini bile analiz eder. Bir pilot, küçük ihtimalli arızalar için bile eğitim alır. Çünkü koruma mekanizmasının doğası şudur:
“Az ihtimal de olsa olabilir; ben buna hazırlıklı olayım.”
Bir güvenlik görevlisi ya da bir ordu, ihtimali hesaba katıp tedbir aldığında rahatlar. İhtimali yok saydığında değil. Beyin de aynen böyle çalışır. “Ya geçmezse?”, “Ya tekrar artarsa?”, “Ya düzelmezse?” dediğinde aslında kötülük yapmaya çalışmıyor; koruma görevini yerine getiriyor. Adeta şunu söylüyor:
“Az da olsa böyle bir ihtimal var. Sen bunu tamamen yok sayma. Bana gerçekçi davran ki seni koruma görevimi ihmal etmeyeyim.”
İşte tam burada insanlar beynin doğasına ters düşüyor. Çünkü çoğu kişi beynine gerçekçi cevap vermek yerine onu kesinliğe ikna etmeye çalışıyor:
“Kesin geçecek.”
“Bir şey olmayacak.”
“Tamamen düzeleceğim.”
“Bir daha aklıma gelmeyecek.”
“Bu imkânsız.”
“Ya olmazsa?”
Fakat beyin bunların gerçekçi olmadığını biliyor. Çünkü hayatın içinde yüzde yüz garanti yok. Beyin ihtimaller dünyasında yaşadığını biliyor. Bu yüzden de gerçekçi olmayan cevaplara tam ikna olmuyor. İşte direniş dediğimiz şey aslında burada başlıyor.
Beyin gerçekçi tepki almadığında direniyor. Çünkü onun doğası gerçeklik üzerine kurulu. Beyin, her ihtimali hesaba katan gerçekçi tepkilerle sakinleşiyor; gerçekçilikten uzak ikna çabalarıyla değil. Zaten gerçekçilikten uzak bir ikna çabasının sadece adı “ikna çabasıdır.” Bu, beyni gerçekten ikna etmeye yetmez. Tabiri caizse beynimiz kül yutmaz.
Bazı insanlar vardır; sen onlara gerçekçi cevap verene kadar seninle tartışırlar. Mantıksız cevap aldıklarında direnmeye devam ederler. Çünkü içlerinden bir ses “Bu tam oturmadı” der. Beyin de aynen böyle çalışıyor. Gerçekçi cevap alana kadar direniyor. Çünkü onun doğası gerçeklik prensibi üzerine kurulu.
İşte “Olabilir” tam burada devreye giriyor. Çünkü “Olabilir”, beynin doğasına uygun gerçekçi bir cevaptır. “Ya geçmezse?” sorusuna “Olabilir” dediğinde beyin bunu daha gerçekçi bulur. Çünkü gerçekten de geçmeyebilir. “Ya tekrar artarsa?” dediğinde “Olabilir” cevabı beynin ihtimal sistemine uygundur. Çünkü bu hayatın içinde her ihtimal vardır.
Olabilir demek teslim olmak değildir. Felaketleştirmek hiç değildir. Tam tersine ihtimali esnek görmek demektir. Çünkü beyin bir ihtimali tamamen yasaklanmış, konuşulamaz, korkunç ve “asla olmamalı” kategorisinde gördüğünde onu tehdit gibi algılar. Ama “Olabilir” dediğinde şunu öğrenmeye başlar:
“Evet, bu ihtimal var. Ama bu dünyanın sonu değil.”
İşte esneklik burada başlıyor. Beyin artık o ihtimali “yasak”, “felaket”, “asla olmamalı” kategorisinden çıkarıp hayatın doğal ihtimalleri arasına koymaya başlıyor. Alarm sistemi de böyle yavaş yavaş sakinleşiyor.
Sorun çoğu zaman düşüncenin kendisi değil; kişinin o ihtimale karşı verdiği katı ve savaşçı tepkidir. İnsan “Olmamalı!”, “Asla olmamalı!”, “Kesin geçmeli!” diye direttiğinde beyin daha çok alarm üretir. Çünkü koruma sistemi hâlâ “çözülmemiş bir tehdit var” diye çalışmaya devam eder.
Fakat “Olabilir” dediğinde zihin ilk defa gerçeklikle kavga etmeyi bırakır. Hayatı yüzde yüz kontrol etmeye çalışmak yerine ihtimallerle yaşamayı öğrenmeye başlar. Beynin ihtiyacı da tam olarak budur: Gerçekçi cevaplar.
Nasıl ki bedenimizin C vitaminine, D vitaminine, suya ve oksijene ihtiyacı varsa; beynimizin de gerçekçi tepkilere ihtiyacı vardır. “Olabilir”in gücü sihirli olmasından değil, beynin doğasına uygun olmasından gelir.
“Olabilir” tepkisinin bir diğer gücü ise esnek bir tepki olmasıdır. Esnek tepki zihni esnetir. Mesela “tecavüz” yerine “istismar” dediğinizde bu olgu ile ilgili duygu ve düşünceleriniz bir miktar esnemeye başlar. Çünkü kullanılan kavram bile algıyı değiştirir. Esneyen bir şey kolay kolay kırılmaz. Bir futbol topunu 5. kattan atsanız bile çoğu zaman bir şey olmaz. Ama porselen bir tabak masadan bile düşse kırılabilir. Esneyen zihin ve esneyen ruh; duygu ve düşünceler karşısında daha az kırılan, daha az etkilenen hâle gelir.
Özetle “Olabilir” tepkisinin gücü iki temel noktadan gelir:
Birincisi, beynimizin gerçekçi doğasına en uygun tepki olmasıdır.
İkincisi ise zihni ve ruhu esnetme gücüdür.
Psikoloji bir tepkidir; dolayısıyla tepkiyle dönüşür. Tepkiyle oluşan, tepkiyle dönüşür. Tepkiyle gelen, tepkiyle gider. Ama gerçekçi tepkiyle…
Evet, beyin gerçeklik prensibiyle çalışan bir organdır. Çünkü bizi koruyabilmesi için gerçekçi olması gerekir. Bir güvenlik görevlisi gerçekçi olursa, bütün ihtimalleri hesaba katarsa ancak o zaman koruma görevini sağlıklı yapabilir. İhtimaller dünyasında bir şeye “olmaz” ya da “olmamalı” dediğiniz zaman beyin ihtimalleri hesaba katılmamış gibi algılar. Bu durumda görev zaafı hisseder ve direnmeye başlar.
Gerçekçi cevap aldığında ise direnme ihtiyacı azalır. Alarm sistemi gevşemeye başlar. Aslında huzurun temelinde çoğu zaman kesinlik değil; gerçeklikle kavga etmeyi bırakmak vardır.
Duştan çıktığımız zaman bedenimiz yumuşar ve esner. Bu yüzden ruhumuz rahatlar. Spor yaptığımız zaman kaslarımız esner. Bu yüzden ruhumuz rahatlar. Esnek tepki de duygu ve düşünceleri esnetir. Haliyle zihni ve ruhu yumuşatır.
Sektör beynimize bir hastalığımız olduğunu ve ona psikoloji üreterek tepki vermesi gerektiğini öğretti. Biz ise önce beynimize hasta olmadığımızı, psikolojimizin bozulmadığını, dolayısıyla ortada gerçek bir tehlike olmadığını öğreteceğiz. Böylece beyne sürekli “tehlike var” sinyali gitmeyecek. Tehlike sinyali gitmediği zaman da beyin psikoloji üreterek tepki vermeyecek. Tehlike sinyali almadığında ve psikoloji üretmesine ihtiyaç duymadığında ise duyarlılığını azaltacak. Çünkü psikoloji dediğimiz şey zaten bir tepkidir.
Daha sonra beynimizi “Olabilir” şeklinde esnek ve gerçekçi tepki vermesi yönünde eğiteceğiz. Duygularımızı ve düşüncelerimizi misafir kabul edeceğiz. Onları “Olabilir” ve “İlgilenmiyorum” tepkisiyle karşılayacak, bu tepkilerle ağırlayacak, bu tepkilerle uğurlayacağız. Bu ise bir seans ve terapi işi değil; eğitim ve program işidir.
Beyin ihtimali hesaba kattığında görevini yaptığını düşünür. Ve beyin görevini yaptığı zaman psikoloji üretmekten vazgeçmeye başlar. Oysa kesinlik arayışı, garanti arayışı ve ihtimali tamamen yok sayma yaklaşımı; beynimizin bizi koruma işlevini ciddiye almamak anlamına gelir. Bu durumda beyin alarm modunu kapatmaz. Alarm modu kapanmadığı sürece de psikoloji lambaları sönmez.
Bu yazıyı paylaş: