Psikoloji

Onlar Ne Diyor, Ben Ne Diyorum

İzzet Güllü
18 Aralık 2025
6 dk
Onlar Ne Diyor, Ben Ne Diyorum
Bu makale benim özgün modelimle sektörün genel yaklaşımını mukayese ediyor. Aradaki dağlar kadar büyük ve eksi kutupla artı kutup arasındaki kadar zıt farkları anlatıyor.
TEK TEK MUKAYESELİ ANLATALIM

Bu makale benim özgün modelimle sektörün genel yaklaşımını mukayese ediyor. Aradaki dağlar kadar büyük ve eksi kutupla artı kutup arasındaki kadar zıt farkları anlatıyor.

Psikoloji alanında bugün hakim olan yaklaşım insanı fiziksel, kimyasal ve nörokimyasal olarak bozulmuş bir organizma gibi ele alır.

Benim yaklaşımım ise insanı bozulmamış, sadece yanlış algılayan ve yanlış kodlanan bir sistem olarak görür.

Bu iki bakış arasındaki fark sadece yöntem farkı değil; insanı anlama farkıdır.

1. Hastalık Var mı, Yok mu?

Klasik yaklaşım:

Hastalık var
Psikiyatrik rahatsızlık var
Bozukluk var
Anormal durum var
Klinik sorun var

Benim yaklaşımım:

Hastalık yok
Organizma bozulmaz
Duygular “hasta” olmaz
İnsan yanlış algılar ve yanlış tepki verir
Duygular sadece değişir
Moralimiz bozuldu deriz. Oysa moralimiz sadece değişmiştir.

Bir insanın kaygılanması, korkması, takıntı geliştirmesi; kalbin hızlı atması, mide bulantısı yaşaması hastalık değildir.
Bunlar organizmanın doğal tepkileridir.

Vucudun zehirli yahut bozuk gıda algısına kusma tepkisi vermesi ne mide hastalığıdır ne de kusma bozukluğudur. Sadece sağlıklı kusma tepkisidir. Psikoloji, hatalı tehlike algısına verilen sağlıklı tepkidir.

Benim için mesele şu sorudur:

Bu organizma neden böyle algılıyor?

“Psikolojik Bozukluk” mu, “Algı Kayması” mı?

Onlar der ki:

Duygudurum bozukluğu
Anksiyete bozukluğu
Obsesif kompulsif bozukluk
Düşünce bozukluğu

Ben derim ki:

Duygu bozukluğu değil, duygu algısı bozukluğu. Duygular bozulmaz, değişir

Kaygı bozukluğu değil, kaygı algısı bozukluğu

Düşünce bozukluğu değil, düşünce algısı bozukluğu

Olgu sorunu değil, algı sorunu. Bir insana senin dinin bozuk demekle senin din algın bozuk demek asla aynı şey değildir. Birinde bozuk olan olgudur, ötekinde algıdır. Birisi şu gördüğün şey yılandır demektir, öteki ise sen şu fareyi yılan zannediyorsun demektir. Birisi sen kanser oldun demektir, diğeri sen kendini kanser sanıyorsun demektir. Aradaki fark dağlar kadar büyüktür.

Sen bir duyguya veya düşünceye olumsuz duygu, bozuk düşünce dersen, beyin de bozuk algıladığı duygu ve düşünceye psikoloji üreterek tepki verir. Benim modelime göre psikolojileri büyük ölçüde sektörün bu tür kodlamaları üretir. Eskiden bu sorunlar bu kadar yaygın değildi. Eskiden travma ve serotonin yok muydu derim hep.

Sektör olgu üzerinde durur, ben algı üzerinde dururum. Bu kuklayla ya da kuklacıyla uğraşmak gibi bir farktır. Sektör kuklaya ateş eder, ben kuklacıya nişan alırım. Zira kuklaya oynatan kuklacıdır. Kuklayı delik deşik etsen de kuklacı o kuklayı oynatmaya devam edecektir.

Duygu sadece bir sonuçtur. Duyguyu hedef almak, termometreyi kırıp ateşi düşürmeye çalışmak gibidir. Tabela yanlış, sektör şoförü dövüyor. Tabela değişmezse şoför aynı manevrayı yapmaya devam edecektir. Sinyal veren zil bozuk, sektör harekete geçen itfaiyeyi tamir etmekle uğraşıyor.

Duygular yönetilmez. Algı yönetilir. Algı düzelince duygu kendiliğinden değişir.

3. Travma mı, Kodlanma mı?

Klasik anlatı:

Travma seni etkiliyor
Çocukluğa inelim
Orada bir şey olmuş

Benim bakışım:

Travma diye kutsanan şey, çoğu zaman yanlış kodlanmış bir algıdır
Olan olmuştur, biten bitmiştir
Bugünü belirleyen geçmiş değil, bugün taşıdığın algıdır

Bir trafik kazasının hikayesini dinlemek, kazada öleni geri getirmez. Yerdeki yaralıyı da iyileştirmez. Ormanı tutuşturan kibriti bulmak, bulduğun bu kibrit üzerinde günlerce durmak/çalışa yapmak orman yangınını dindirmez.

İyileşmek hikayede değil; algının bugün ne yaptığıyla ilgilidir.

Eğer 30 yıl önce yaşanan bir olay bugün halen birebir psikolojik sorun üretiyorsa, o zaman şu soru sorulmalıdır:

Bu olay mı etkiliyor, yoksa algı mı sürekli yeniden üretiyor?

4. Serotonin mi, Algı mı?

Onlar der ki:

Serotonin düşük
Kimyasal dengesizlik
İlaçla düzenleyelim

Ben derim ki:

Algı bozulduğunda kimya değişir
Kimya bozulduğu için algı bozulmaz
İlaç sonucu bastırır, sebebi çözmez

Eğer mesele sadece serotonin olsaydı:

Aynı ilacı alan herkes iyileşirdi
Aynı travmayı yaşayan herkes hasta olurdu

Ama olmuyor. Çünkü belirleyici olan kimya değil, algıdır. Belirleyici olan travma değil, algıdır. Kimi aynı travma geçmişi için doktor doktor gezerken kimisi aynı travmayı gülerek anımsıyor. Sorun travma değil, algı.

5. Terapi mi, Eğitim mi?

Klasik model:

Haftada bir seans
Aylarca, yıllarca terapi
Sürekli anlatma...

Oysa sürekli kurcalanan yara iyileşmez, daha fazla enfekte olur.

Benim modelim:

Eğitim
Tekrar
Günlük temas
Video
Evde uygulama

Haftada bir ilaç içmekle şifa olmaz. Haftada bir yemek yemekle beslenme olmaz. Haftada bir ders çalışmakla başarı gelmez. Değişim ve dönüşüm eğitimle ve programla olur. Bedenimizi diyet programı dönüştürür. Okul başarısını düzenli ders çalışma programı getirir. Sporda başarıyı getiren de antrenman programıdır.

Bu yüzden ben terapi değil, eğitim derim.

6. Hikâye Dinlemek mi, Dönüştürmek mi?

Onlar:

Hikayeni anlat
Duygularını boşalt

Ben:

Hikaye çözmez. Hikaye bataklıktır.
Hikaye çoğu zaman sorunu pekiştirir. Bataklıkta debelenen daha çabuk batar.
Doktor bile hikaye dinlemez

Olan olmuştur.
Biten bitmiştir.

Önemli olan: Bugün bu olay zihninde nasıl konumlanıyor?

7. Çocukluğa İnmek mi, Bugünü Düzeltmek mi?

Onlar:

Anne
Baba
Çocukluk

Yani onlar kibrit, çakmak der. Onu arar.

Ben:

Bugün
Şimdi
Algı

Yani ben yangın varsa çare itfaiye, su, arazöz derim.

Çocukluğa inmek, çoğu zaman insanı çaresizliğe sabitler. Anne babaya düşman eder. Ben insanı bugüne getiririm.

Çünkü insan bugün ikna olur, bugün telkin alır, bugün dönüşür.

8. EMDR – EFT mi, İkna ve Telkin mi?

Onlar:

EMDR
EFT
Teknik

Ben:

İkna
Telkin
Algı eğitimi

İnsan zihni ikna ile değişir.. Ev almama yönündeki düşünceniz, emlakçının sizi ikna etmesi ile değişir.

Bilinçaltı tekrarla yani telkinle dönüşür. İlk defa yalan söylediğiniz zaman suçluluk duyarsınız ama aynı yalanı 50 kere 100 kere söylediğiniz zaman artık suçluluk duymazsınız. Suçluluk duygunuz da bakın, tekrarla dönüşmüştür. Bir duygu nasıl dönüşüyorsa bütün fuygular da aynı şekilde, aynı yöntemle dönüşür

İnsanlık tarihi boyunca en güçlü dönüşümler,

İkna ile
Anlamla
Algıyla olmuştur.

9. Olgu Sorunu mu, Algı Sorunu mu?

Klasik yaklaşım:

Başına ne geldi?

Benim yaklaşımım:

Bunu nasıl algılıyorsun?

Aynı olayı yaşayan iki insanın biri çöker, biri güçlenir. Demek ki sorun olay değil. Sorun algıdır.

SONUÇ: İNSAN BOZULMAZ, ALGILAR BOZULUR

Benim modelim şunu söyler:

– İnsan hasta değildir
– Duygular düşman değildir
– Tepkiler anormal değildir

Anormal olan tek şey vardır:
Yanlış algı.

Algı düzelirse:

– Duygu değişir
– Tepki değişir
– Hayat değişir

Benim yaptığım şey tedavi değil, algı eğitimidir. Zira ancak hastalık varsa tedavi vardır.

Benzer modeller benzer sonuçlar verir. Sektörün kliniklerde çözemediği sorunları bu model evlerde çözüyorsa, hem de bunu hikaye dinlemeden, çocukluğa inmeden, travma arayıp bulmadan yapıyorsa zaten bu bile başlı başına aradaki dağlar kadar büyük farkı gösterir.

Unutmayın ki benzeyen ikj şey aynı şey demek değildir. Şurupla zehir de birbirine benzer. İkisi de kahverengidir, ikisi de akışkandır, ikisi de şişededir. Fakat birisi yaşatır birisi öldürür.

Kaldı ki bu modelde diğer modeller arasındaki dağlar kadar büyük, eksi kutupla artı kutup arasındaki kadar uçuk farkları tek tek anlattım. Benim modelim ve diğer modeller bir iki noktada değil, baştan sona, daha sorunun adından çözüm yaklaşımına kadar hemen her alanda son derece zıt şeylerden bahseder.
Bu yazıyı paylaş:

Psikolog İzzet Güllü

Tüm süreçler gizlilik ilkelerine uygun olarak gerçekleştirilir.

Web sitemizin içeriği eğitim ve bilgilendirme amaçlıdır. Sunulan içerikler hekim muayenesi, tanı veya tedavinin yerine geçmez. İlaçlara başlama, değiştirme veya bırakma sürecinde mutlaka bir hekime danışınız.

© 2025 Psikolog İzzet Güllü. Tüm hakları saklıdır.