Psikoloji
Özgün İzzet Güllü Modeli
İzzet Güllü
26 Mart 2026
5 dk

Psikoloji alanında yıllardır yerleşmiş bazı kalıplar vardır: “İlaçsız olmaz, terapisiz olmaz, öykü dinlemeden olmaz, çocukluğa inmeden olmaz, travma bulmadan olmaz.
Özgün İzzet Güllü Modeli
Psikoloji alanında yıllardır yerleşmiş bazı kalıplar vardır: “İlaçsız olmaz, terapisiz olmaz, öykü dinlemeden olmaz, çocukluğa inmeden olmaz, travma bulmadan olmaz.” Bu cümleler zamanla sorgulanamaz doğrular gibi kabul edilmiş, hatta alternatif yaklaşımlar daha baştan dışlanmıştır.
Oysa dikkatle bakıldığında bu anlayışın temel sorunu şudur: İnsanı çözümün merkezine değil, sürecin edilgen bir parçasına yerleştirir. Kişi kendi dönüşümünü üretmek yerine, bir uzmanın yorumuna bağımlı hale gelir. Bu da değişimi hem yavaşlatır hem de sürdürülemez kılar. Çünkü haftada bir yapılan görüşmelerle kalıcı dönüşüm beklemek, haftada bir yapılan diyetle kilo vermeyi beklemek gibidir. Değişim, anlık müdahalelerle değil, sistemli tekrarlarla oluşur.
İzzet Güllü modeli tam bu noktada köklü bir ayrım ortaya koyar. Bu modelin klasik terapilerden en temel farkı, terapiyi terapi odasından çıkarması ve evin içine taşımasıdır. Artık çözüm, belirli saatlerde gidilen bir mekâna bağlı değildir; kişinin günlük hayatına entegre edilmiş bir sistemdir. Bu yaklaşımda insan, pasif bir danışan değil, aktif bir uygulayıcıdır. Seans beklemez, kendi sürecini yönetir. Çünkü gerçek dönüşüm, konuşarak değil, yaşayarak ve tekrar ederek gerçekleşir.
Modelin bir diğer önemli farkı, hikâye ve öykü merkezli ilerlememesidir. Klasik yaklaşımlar çoğu zaman sorunun kökenini geçmişte, çocuklukta ya da travmalarda arar. Oysa bu model, sorunun kaynağını geçmişte değil, bugünkü algı sisteminde konumlandırır. Çünkü Zemin & Tepki perspektifine göre insanı zorlayan şey yaşadıkları değil, yaşadıklarına yüklediği anlamdır. Aynı olay farklı insanlarda farklı duygular üretir; bu da sorunun olayda değil, algıda olduğunu gösterir. Bu nedenle model, geçmişi didiklemek yerine mevcut algıyı dönüştürmeye odaklanır. Bu yaklaşım sadece yöntem farkı değil, aynı zamanda köklü bir paradigma değişimidir.
Bir diğer kritik ayrım ise sorunun “hastalık” olarak ele alınmamasıdır. Bu modelde yaşanan durumlar bir “duygu bozukluğu” değil, bir algı bozukluğu olarak değerlendirilir. Yani problem, kişinin hissettiği duygular değil, o duyguları üreten zihinsel yorumlama biçimidir. Bu bakış açısı, insanı “bozuk” ya da “hasta” konumundan çıkarır ve onu yeniden işlevsel bir sisteme sahip birey olarak konumlandırır. Böylece kişi kendini düzeltilecek bir nesne olarak değil, yeniden eğitilecek bir sistem olarak görmeye başlar. Bu da motivasyonu artırır ve süreci hızlandırır.
Modelin sunduğu çözümün en güçlü taraflarından biri de evde uygulanabilir olmasıdır. Aylarca süren seanslara, sürekli bir uzmana bağlı kalmaya ya da terapi odasında geçirilen uzun saatlere ihtiyaç bırakmaz. Çünkü çözüm, dışarıdan verilen bir müdahale değil, içeride kurulan bir sistemdir. Video serileri, tekrar temelli çalışmalar ve yapılandırılmış program sayesinde kişi kendi dönüşümünü adım adım inşa eder. Elmas, Altın ve Gümüş serileri bu sistemin farklı katmanlarını oluşturur; amaç bilgi vermek değil, tekrar yoluyla zihinsel alışkanlıkları dönüştürmektir. Çünkü insan bir şeyi anlamakla değil, tekrar etmekle değişir.
Bu model aynı zamanda psikoloji felsefesi açısından da ciddi bir ayrışma sunar. Klasik yaklaşımlar çoğu zaman insanı geçmişine bağlarken, bu model insanı bugüne ve eyleme bağlar. Klasik yaklaşımlar duyguyu yönetmeye çalışırken, bu model duygunun kaynağı olan algıyı dönüştürür. Klasik yaklaşımlar kişiyi uzmana bağımlı hale getirirken, bu model kişiyi sistemle bağımsızlaştırır. Yani fark sadece teknik değil, bakış açısının tamamıdır.
Toplumlar üzerinden bakıldığında da aynı prensip geçerlidir: Gelişmiş toplumlar sistem kurar, geri kalmış toplumlar ise şahıslara bel bağlar. Bu durum psikoloji alanında da aynıdır. Kişisel dönüşümünü bir uzmana bağlayan birey, o kişi olmadığında yönünü kaybeder. Ama dönüşümünü bir sisteme bağlayan birey, sistemi uyguladığı sürece ilerlemeye devam eder. Bu yüzden çare kişi değil, sistemdir. Sistem ne kadar güçlü ve uygulanabilir ise sonuç da o kadar kalıcı olur.
Alanda sessiz bir devrim gerçekleştiren İzzet Güllü modeli bu anlamda gürültüsüz ama etkili bir dönüşüm yaklaşımıdır. Büyük vaatler yerine uygulanabilir adımlar sunar. İnsanı geçmişte aramak yerine bugünde dönüştürür. Terapiyi odalardan çıkarıp hayatın içine taşır. Hastalık kavramı yerine algı kavramını merkeze alır. Ve en önemlisi, çözümü uzaklarda değil, doğrudan insanın kendi evinde mümkün kılar. Çünkü gerçek değişim bir anda değil, tekrar eden bir sistem içinde, adım adım ve kaçınılmaz olarak gerçekleşir.
İzzet Güllü modeli sorunun nedenini çocukluk yıllarından bugüne, terapileri de terapi odasından evlerimize taşımıştır. Bu, gerek psikoloji felsefesi açısından, gerekse terapi modeli açısından köklü bir paradigma değişimidir. İzzet Güllü modeli balık vermeyen, balık tutmayı öğreten bir modeldir. Zira elden gelen öğün olmaz, o da vaktinde bulunmaz derler. Zira taşıma suyla değirmen dönmez denir. İzzet Güllü modeli, herkese kendi sorunlarının doktoru/terapisti olmayı öğretir. Ve insanları, terapinin bir sektör haline geldiği bu çağda terapi ve ilaç esnafının insafından kurtarır. Bu, arkasında 25 yıllık hastane, 30.000 saatten fazla vaka deneyimi barındıran ve "Duygular hasta olmaz, duygular sadece değişir. Psikolojin bozuk değil, algın bozuk" felsefesine dayanan özgün psikoloji anlayışı ve seans yerine programı koyan, "terapi değil, eğitim" diyen yeni terapi modeli o denli güçlüdür ki bugün kliniklerde çözülemeyen binlerce sorun evlerde çözülmekte, nice uzak yerlerde ne çok hayatlar değişmektedir.
Zemin - Tepki Teorisi olarak da bilinen, yine İkna ve Telkin Yaklaşımı (İTT) adıyla da tanınan özgün İzzet Güllü modelinin bir diğer güçlü farkı da zaten kliniklerde çözülen sorunları evlerde çözmesi değildir. Kliniklerde çözülemeyen, 10 yıldır, 15 yıldır çözülemeyen sorunları evlerde çözmesidir. Üstelik de bu dönüşümü danışanlarla aylarca birebir ilgilenerek değil, sadece kitap ve video gibi eğitimsel materyallerle kilometrelerce uzaktan evlerde gerçekleştirmesidir. İşte bu, İzzet Güllü modelinin nedenli güçlü bir felsefi altyapıya ve diğer modellerden ne kadar farklı bir anlayışa sahip olduğunun bir diğer göstergesidir. Zira benzer yaklaşımlar benzer sonuçlar üretir. Ancak farklı yaklaşımlar radikal düzeyde farklı sonuçlar meydana getirir.
Psikoloji alanında yıllardır yerleşmiş bazı kalıplar vardır: “İlaçsız olmaz, terapisiz olmaz, öykü dinlemeden olmaz, çocukluğa inmeden olmaz, travma bulmadan olmaz.” Bu cümleler zamanla sorgulanamaz doğrular gibi kabul edilmiş, hatta alternatif yaklaşımlar daha baştan dışlanmıştır.
Oysa dikkatle bakıldığında bu anlayışın temel sorunu şudur: İnsanı çözümün merkezine değil, sürecin edilgen bir parçasına yerleştirir. Kişi kendi dönüşümünü üretmek yerine, bir uzmanın yorumuna bağımlı hale gelir. Bu da değişimi hem yavaşlatır hem de sürdürülemez kılar. Çünkü haftada bir yapılan görüşmelerle kalıcı dönüşüm beklemek, haftada bir yapılan diyetle kilo vermeyi beklemek gibidir. Değişim, anlık müdahalelerle değil, sistemli tekrarlarla oluşur.
İzzet Güllü modeli tam bu noktada köklü bir ayrım ortaya koyar. Bu modelin klasik terapilerden en temel farkı, terapiyi terapi odasından çıkarması ve evin içine taşımasıdır. Artık çözüm, belirli saatlerde gidilen bir mekâna bağlı değildir; kişinin günlük hayatına entegre edilmiş bir sistemdir. Bu yaklaşımda insan, pasif bir danışan değil, aktif bir uygulayıcıdır. Seans beklemez, kendi sürecini yönetir. Çünkü gerçek dönüşüm, konuşarak değil, yaşayarak ve tekrar ederek gerçekleşir.
Modelin bir diğer önemli farkı, hikâye ve öykü merkezli ilerlememesidir. Klasik yaklaşımlar çoğu zaman sorunun kökenini geçmişte, çocuklukta ya da travmalarda arar. Oysa bu model, sorunun kaynağını geçmişte değil, bugünkü algı sisteminde konumlandırır. Çünkü Zemin & Tepki perspektifine göre insanı zorlayan şey yaşadıkları değil, yaşadıklarına yüklediği anlamdır. Aynı olay farklı insanlarda farklı duygular üretir; bu da sorunun olayda değil, algıda olduğunu gösterir. Bu nedenle model, geçmişi didiklemek yerine mevcut algıyı dönüştürmeye odaklanır. Bu yaklaşım sadece yöntem farkı değil, aynı zamanda köklü bir paradigma değişimidir.
Bir diğer kritik ayrım ise sorunun “hastalık” olarak ele alınmamasıdır. Bu modelde yaşanan durumlar bir “duygu bozukluğu” değil, bir algı bozukluğu olarak değerlendirilir. Yani problem, kişinin hissettiği duygular değil, o duyguları üreten zihinsel yorumlama biçimidir. Bu bakış açısı, insanı “bozuk” ya da “hasta” konumundan çıkarır ve onu yeniden işlevsel bir sisteme sahip birey olarak konumlandırır. Böylece kişi kendini düzeltilecek bir nesne olarak değil, yeniden eğitilecek bir sistem olarak görmeye başlar. Bu da motivasyonu artırır ve süreci hızlandırır.
Modelin sunduğu çözümün en güçlü taraflarından biri de evde uygulanabilir olmasıdır. Aylarca süren seanslara, sürekli bir uzmana bağlı kalmaya ya da terapi odasında geçirilen uzun saatlere ihtiyaç bırakmaz. Çünkü çözüm, dışarıdan verilen bir müdahale değil, içeride kurulan bir sistemdir. Video serileri, tekrar temelli çalışmalar ve yapılandırılmış program sayesinde kişi kendi dönüşümünü adım adım inşa eder. Elmas, Altın ve Gümüş serileri bu sistemin farklı katmanlarını oluşturur; amaç bilgi vermek değil, tekrar yoluyla zihinsel alışkanlıkları dönüştürmektir. Çünkü insan bir şeyi anlamakla değil, tekrar etmekle değişir.
Bu model aynı zamanda psikoloji felsefesi açısından da ciddi bir ayrışma sunar. Klasik yaklaşımlar çoğu zaman insanı geçmişine bağlarken, bu model insanı bugüne ve eyleme bağlar. Klasik yaklaşımlar duyguyu yönetmeye çalışırken, bu model duygunun kaynağı olan algıyı dönüştürür. Klasik yaklaşımlar kişiyi uzmana bağımlı hale getirirken, bu model kişiyi sistemle bağımsızlaştırır. Yani fark sadece teknik değil, bakış açısının tamamıdır.
Toplumlar üzerinden bakıldığında da aynı prensip geçerlidir: Gelişmiş toplumlar sistem kurar, geri kalmış toplumlar ise şahıslara bel bağlar. Bu durum psikoloji alanında da aynıdır. Kişisel dönüşümünü bir uzmana bağlayan birey, o kişi olmadığında yönünü kaybeder. Ama dönüşümünü bir sisteme bağlayan birey, sistemi uyguladığı sürece ilerlemeye devam eder. Bu yüzden çare kişi değil, sistemdir. Sistem ne kadar güçlü ve uygulanabilir ise sonuç da o kadar kalıcı olur.
Alanda sessiz bir devrim gerçekleştiren İzzet Güllü modeli bu anlamda gürültüsüz ama etkili bir dönüşüm yaklaşımıdır. Büyük vaatler yerine uygulanabilir adımlar sunar. İnsanı geçmişte aramak yerine bugünde dönüştürür. Terapiyi odalardan çıkarıp hayatın içine taşır. Hastalık kavramı yerine algı kavramını merkeze alır. Ve en önemlisi, çözümü uzaklarda değil, doğrudan insanın kendi evinde mümkün kılar. Çünkü gerçek değişim bir anda değil, tekrar eden bir sistem içinde, adım adım ve kaçınılmaz olarak gerçekleşir.
İzzet Güllü modeli sorunun nedenini çocukluk yıllarından bugüne, terapileri de terapi odasından evlerimize taşımıştır. Bu, gerek psikoloji felsefesi açısından, gerekse terapi modeli açısından köklü bir paradigma değişimidir. İzzet Güllü modeli balık vermeyen, balık tutmayı öğreten bir modeldir. Zira elden gelen öğün olmaz, o da vaktinde bulunmaz derler. Zira taşıma suyla değirmen dönmez denir. İzzet Güllü modeli, herkese kendi sorunlarının doktoru/terapisti olmayı öğretir. Ve insanları, terapinin bir sektör haline geldiği bu çağda terapi ve ilaç esnafının insafından kurtarır. Bu, arkasında 25 yıllık hastane, 30.000 saatten fazla vaka deneyimi barındıran ve "Duygular hasta olmaz, duygular sadece değişir. Psikolojin bozuk değil, algın bozuk" felsefesine dayanan özgün psikoloji anlayışı ve seans yerine programı koyan, "terapi değil, eğitim" diyen yeni terapi modeli o denli güçlüdür ki bugün kliniklerde çözülemeyen binlerce sorun evlerde çözülmekte, nice uzak yerlerde ne çok hayatlar değişmektedir.
Zemin - Tepki Teorisi olarak da bilinen, yine İkna ve Telkin Yaklaşımı (İTT) adıyla da tanınan özgün İzzet Güllü modelinin bir diğer güçlü farkı da zaten kliniklerde çözülen sorunları evlerde çözmesi değildir. Kliniklerde çözülemeyen, 10 yıldır, 15 yıldır çözülemeyen sorunları evlerde çözmesidir. Üstelik de bu dönüşümü danışanlarla aylarca birebir ilgilenerek değil, sadece kitap ve video gibi eğitimsel materyallerle kilometrelerce uzaktan evlerde gerçekleştirmesidir. İşte bu, İzzet Güllü modelinin nedenli güçlü bir felsefi altyapıya ve diğer modellerden ne kadar farklı bir anlayışa sahip olduğunun bir diğer göstergesidir. Zira benzer yaklaşımlar benzer sonuçlar üretir. Ancak farklı yaklaşımlar radikal düzeyde farklı sonuçlar meydana getirir.
Bu Yazıyı Dinle
0:007:11
Bu yazıyı paylaş: