Psikoloji
Psikolog Kimdir
İzzet Güllü
15 Mayıs 2026
5 dk

Bir psikolojiyi 15 günden uzun sürerse bozukluk sayan, aynı psikolojiyi 14 gün 23 saat normal kabul eden kişidir.
4 yıllık lisans eğitimini terapi yapmak için yeterli görmeyen ama 4 günlük paralı kurslarla kendisini cinsel terapist, BDT terapisti, aile terapisti ilan eden kişidir.
Daha unvan kullanmayı bile bilmeyen, uzman klinik psikolog şeklinde kullanan kişidir. Siz hiç uzman kardiyolog şeklinde unvan kullanan bir doktor gördünüz mü? Klinik psikolog demek zaten uzman demektir.
Daha bozuklukla hastalığın farkını bile bilmeyen, bilse bile aradaki dağ kadar büyük farkın idrakinde olmayan, olsa dahi bu ayrıma gerekli özeni göstermeyen kişidir.
2 yıl yüksek lisans yaparak duygusal süreçleri klinik sorun görme eğitimi alan, sonra üstüne para verip ACT kursuna giden, bu sefer de aynı süreçleri normal kabul etmeye çalışan, bu denli kafası karışık olan kişidir.
Bir psikolojiyi 15 günden uzun sürerse bozukluk sayan, aynı psikolojiyi 14 gün 23 saat normal kabul eden kişidir.
Terapinin uzun soluklu bir yardımı peşinen kabul etmek anlamına geldiğini bilen, bu sebeple artık danışmanlığı ağzına dahi almayıp her sorunu terapi ile özdeş hale getiren, sponsorlu reklamlarla 30 danışan bulup onlarla süreci 2-3 yıl götürerek ev ve araba sahibi olan kişidir.
Yıllarca online terapi yüz yüzenin yerini tutmaz diyen, pandemide oturduğu yerden terapi yapmanın konforunu keşfedince artık arada hiçbir fark görmeyen, şimdi online seansın avantajlarını anlatan kişidir.
Duyguların değişmesini “duygu durum bozukluğu”, düşüncelerin değişmesini “obsesyon”, davranışların değişmesini “dürtü”, insanın doğal iniş çıkışlarını ise “patoloji” gibi anlatıp; sonra ACT, mindfulness ve kabul terapileriyle bunların normal olduğunu yeniden öğretmeye çalışan kişidir.
“Kaygın var, çünkü yanlış düşünüyorsun” deyip yıllarca düşünce analizi yaptıran, sonra düşüncelerle savaşmayın noktasına geri dönmek zorunda kalan kişidir.
İnsanın korkudan korkmasını “hastalık” gibi sunup, sonra “kaygıyı kabul et” diyerek aslında başa dönmek zorunda kalan kişidir.
İnsanlara yıllarca “kaçmayın, üstüne gidin” demesine rağmen, panik atak yaşayan insana “bunları düşünmeyin, gezin” diyerek farkında olmadan kaçınmayı öğreten kişidir.
İnsanın yaşadığı her yoğun duyguyu “regüle edilmesi gereken semptom” gibi görüp, duyguların doğal işlevlerini ikinci plana atan kişidir.
“Düşünce sadece düşüncedir” deyip, sonra o düşünce için onlarca klinik protokol oluşturan kişidir.
İnsanlara “kendin ol” derken, aynı insanları tanılar ve terapi ekolleri üzerinden yeniden şekillendirmeye çalışan kişidir.
Bir yandan “her birey özeldir” deyip, diğer yandan milyonlarca insanı aynı tanı kitapçıklarıyla, aynı kriterlerle açıklamaya çalışan kişidir.
Psikolojinin büyük kısmının algı ve yorumla ilişkili olduğunu bilmesine rağmen, kullandığı klinik dilin algıyı nasıl biçimlendirdiğini yeterince hesaba katmayan, söz gelimi travma algısı etkilediği halde travma etkiliyor zanneden kişidir.
Travmayı danışan söylediği halde, travma bulmak diyerek, sanki kendisi bulmuş gibi gösteren kişidir.
Danışanın 2 saniyede söylediği travmayı beğenmeyip, yoo od değil deyip kendisi 20 seans travma arayan kişidir.
Çocukluk hakkında konuşmaya çocukluğa inmek diyerek, alengirli isimler takan kişidir.
İnsanların kaygısını azaltmaya çalışırken, onları sürekli kendi iç dünyasını gözlemleyen bireylere dönüştürüp, onları karıncanın ayak sesinden bile rahatsız olacak kadar duyarlı hale getiren kişidir.
“Düşünceye anlam yüklemeyin” deyip, danışanı yıllarca düşüncelerini analiz etmeye yönlendiren kişidir.
İnsanın yaşadığı geçici psikolojik değişimleri kimliğe dönüştürebilen kişidir.
Bir insanın birkaç aylık korkusuna “bozukluk”, ömür boyu süren kibir, nefret, kin ve kompleksine ise “kişilik” diyebilen kişidir.
Terapiler sadece tedaviyi destekleyici metotlar olduğu halde, terapilerin etkinliği son derece sınırlı olduğu halde, falan terapi ile falan sorun, filan terapi ile de filan sorun çözülüyormuş gibi bir algı yaratabilen kişidir.
İnsan zihninin alışma ve duyarsızlaşma mekanizmasını bilmesine rağmen, kaçınmayı artıran klinik uyarılarla bazen korkuyu daha da pekiştirebilen kişidir.
“Bedenini dinle” tavsiyesi verirken, bazı insanları bedenini obsesif şekilde kontrol eden bireylere dönüştürebilen kişidir.
Bir psikolojiyi “rahatsızlık” olmaktan çıkarıp “hastalık kimliğine” dönüştürdüğünde, insanın kendine bakışını da değiştirdiğini çoğu zaman yeterince konuşmayan kişidir.
Bir insanın yaşadığı duyguyu “bozukluk” ilan edip, aynı duygunun biraz hafifini “normal insan hali” diye anlatan kişidir.
Psikolojiyi anlamaktan çok etiketlemeye odaklanan; insanı anlamadan önce tanı koyan kişidir.
İnsan beyninin tehdit algısıyla çalıştığını bilmesine rağmen, kullandığı klinik dilin insanları daha fazla tehdit algısına soktuğunu fark etmeyen kişidir.
“Takıntı, okb, düşünce bozukluğu” vs diyerek insanın zihnini kendi zihnine kilitleyen, sonra “düşüncelerle ilgilenmeyin” demek zorunda kalan kişidir.
Her duygu durum herkesi aynı etkilemediği halde, etkilenmeyi belirleyen duygulara yüklenen anlam olduğu halde, duyguların insanları etkilediğini sanan, duygulara puanlar ve dereceler vererek onları azaltmaya çalışan kişidir.
İnsanların psikolojisini düzeltmeye çalışırken, onları sürekli kendi psikolojisini kontrol eden takıntılı bireylere dönüştüren kişidir.
Bir psikolojinin “hastalık” olup olmadığına gün hesabıyla karar veren ama insan hayatındaki travma, yas, korku, stres ve yaşam koşullarının değişkenliğini aynı netlikle hesaplayamayan kişidir.
“Bilimsel” görünmek adına Latince ve klinik kelimeler kullanan ama çoğu zaman anlattığı şeyi günlük Türkçeyle anlatınca etkisinin azaldığını bilen kişidir.
Bir dönem “travma her şeydir” deyip çocukluk kazısı yapan, sonra bugün “şimdi ve burada” terapileriyle geçmişten çıkmaya çalışan kişidir.
İnsanların kaygısını azaltmaya çalışırken, onlara “anksiyete bozukluğu hastası” kimliği vererek kaygıyla ilişkilerini daha da ağırlaştırabilen kişidir. Fareye yılan elbisesi giydirdiğiniz zaman kaygı azalmaz, artar.
İnsanların duygularını anlamlandırmak yerine, onları DSM kitapçığındaki başlıklara yerleştirmeye alışmış kişidir.
Bir yandan “etiketlemeyelim” deyip, diğer yandan insanları onlarca klinik kategoriye ayıran kişidir.
İnsan zihninin telkinle çalıştığını bilmesine rağmen, “ömür boyu sürebilir”, “kronik”, “nüks”, “atak”, “bozukluk” gibi kelimelerin de güçlü telkinler olduğunu çoğu zaman hesaba katmayan kişidir.
Rahatlamayı terapi başarısı olarak sunan, oysa insanın hamama gidince, piknik yapınca, kitap okuyunca da; yürüyüş yaparak, hatta bir arkadaşla sohbet ederek de rahatlayabildiğini görmezden gelen kişidir.
Faydalı olur olursa kendinden biken, faydalı olamadığında ise soruna kronik muamelesi çeken ya da dirençli çıktın diyerek sorumluluğu karşıya yükleyen kişidir.
Kendisi travmaya, psikiyatri serotonin hormondaki düşüklüğe bağlarken "hayırdır kardeşim, bir sorun için bu ikisi aynı anda doğru olamaz. Hangisi doğru? Birimiz havanda su dövüyoruz" diye bir kere bile düşünmeyen, bundan zerre rahatsız olmaya kişidir.
Mesleğinin her bir işlevi için ayrı ayrı sertifika alması gerektiğine düşünen, 4 yılda sahip olamadığına inandığı yetkinliğe 4 saatlik kursla kavuştuğuna inanan, böylece mesleğini günden güne değersizleştirdiğini bir türlü göremeyen, psikolog ünvanının önüne bir sürü ünvan dizerek gerçek mesleğini etkisiz ve görünmez hale getiren kişidir.
Daha unvan kullanmayı bile bilmeyen, uzman klinik psikolog şeklinde kullanan kişidir. Siz hiç uzman kardiyolog şeklinde unvan kullanan bir doktor gördünüz mü? Klinik psikolog demek zaten uzman demektir.
Daha bozuklukla hastalığın farkını bile bilmeyen, bilse bile aradaki dağ kadar büyük farkın idrakinde olmayan, olsa dahi bu ayrıma gerekli özeni göstermeyen kişidir.
2 yıl yüksek lisans yaparak duygusal süreçleri klinik sorun görme eğitimi alan, sonra üstüne para verip ACT kursuna giden, bu sefer de aynı süreçleri normal kabul etmeye çalışan, bu denli kafası karışık olan kişidir.
Bir psikolojiyi 15 günden uzun sürerse bozukluk sayan, aynı psikolojiyi 14 gün 23 saat normal kabul eden kişidir.
Terapinin uzun soluklu bir yardımı peşinen kabul etmek anlamına geldiğini bilen, bu sebeple artık danışmanlığı ağzına dahi almayıp her sorunu terapi ile özdeş hale getiren, sponsorlu reklamlarla 30 danışan bulup onlarla süreci 2-3 yıl götürerek ev ve araba sahibi olan kişidir.
Yıllarca online terapi yüz yüzenin yerini tutmaz diyen, pandemide oturduğu yerden terapi yapmanın konforunu keşfedince artık arada hiçbir fark görmeyen, şimdi online seansın avantajlarını anlatan kişidir.
Duyguların değişmesini “duygu durum bozukluğu”, düşüncelerin değişmesini “obsesyon”, davranışların değişmesini “dürtü”, insanın doğal iniş çıkışlarını ise “patoloji” gibi anlatıp; sonra ACT, mindfulness ve kabul terapileriyle bunların normal olduğunu yeniden öğretmeye çalışan kişidir.
“Kaygın var, çünkü yanlış düşünüyorsun” deyip yıllarca düşünce analizi yaptıran, sonra düşüncelerle savaşmayın noktasına geri dönmek zorunda kalan kişidir.
İnsanın korkudan korkmasını “hastalık” gibi sunup, sonra “kaygıyı kabul et” diyerek aslında başa dönmek zorunda kalan kişidir.
İnsanlara yıllarca “kaçmayın, üstüne gidin” demesine rağmen, panik atak yaşayan insana “bunları düşünmeyin, gezin” diyerek farkında olmadan kaçınmayı öğreten kişidir.
İnsanın yaşadığı her yoğun duyguyu “regüle edilmesi gereken semptom” gibi görüp, duyguların doğal işlevlerini ikinci plana atan kişidir.
“Düşünce sadece düşüncedir” deyip, sonra o düşünce için onlarca klinik protokol oluşturan kişidir.
İnsanlara “kendin ol” derken, aynı insanları tanılar ve terapi ekolleri üzerinden yeniden şekillendirmeye çalışan kişidir.
Bir yandan “her birey özeldir” deyip, diğer yandan milyonlarca insanı aynı tanı kitapçıklarıyla, aynı kriterlerle açıklamaya çalışan kişidir.
Psikolojinin büyük kısmının algı ve yorumla ilişkili olduğunu bilmesine rağmen, kullandığı klinik dilin algıyı nasıl biçimlendirdiğini yeterince hesaba katmayan, söz gelimi travma algısı etkilediği halde travma etkiliyor zanneden kişidir.
Travmayı danışan söylediği halde, travma bulmak diyerek, sanki kendisi bulmuş gibi gösteren kişidir.
Danışanın 2 saniyede söylediği travmayı beğenmeyip, yoo od değil deyip kendisi 20 seans travma arayan kişidir.
Çocukluk hakkında konuşmaya çocukluğa inmek diyerek, alengirli isimler takan kişidir.
İnsanların kaygısını azaltmaya çalışırken, onları sürekli kendi iç dünyasını gözlemleyen bireylere dönüştürüp, onları karıncanın ayak sesinden bile rahatsız olacak kadar duyarlı hale getiren kişidir.
“Düşünceye anlam yüklemeyin” deyip, danışanı yıllarca düşüncelerini analiz etmeye yönlendiren kişidir.
İnsanın yaşadığı geçici psikolojik değişimleri kimliğe dönüştürebilen kişidir.
Bir insanın birkaç aylık korkusuna “bozukluk”, ömür boyu süren kibir, nefret, kin ve kompleksine ise “kişilik” diyebilen kişidir.
Terapiler sadece tedaviyi destekleyici metotlar olduğu halde, terapilerin etkinliği son derece sınırlı olduğu halde, falan terapi ile falan sorun, filan terapi ile de filan sorun çözülüyormuş gibi bir algı yaratabilen kişidir.
İnsan zihninin alışma ve duyarsızlaşma mekanizmasını bilmesine rağmen, kaçınmayı artıran klinik uyarılarla bazen korkuyu daha da pekiştirebilen kişidir.
“Bedenini dinle” tavsiyesi verirken, bazı insanları bedenini obsesif şekilde kontrol eden bireylere dönüştürebilen kişidir.
Bir psikolojiyi “rahatsızlık” olmaktan çıkarıp “hastalık kimliğine” dönüştürdüğünde, insanın kendine bakışını da değiştirdiğini çoğu zaman yeterince konuşmayan kişidir.
Bir insanın yaşadığı duyguyu “bozukluk” ilan edip, aynı duygunun biraz hafifini “normal insan hali” diye anlatan kişidir.
Psikolojiyi anlamaktan çok etiketlemeye odaklanan; insanı anlamadan önce tanı koyan kişidir.
İnsan beyninin tehdit algısıyla çalıştığını bilmesine rağmen, kullandığı klinik dilin insanları daha fazla tehdit algısına soktuğunu fark etmeyen kişidir.
“Takıntı, okb, düşünce bozukluğu” vs diyerek insanın zihnini kendi zihnine kilitleyen, sonra “düşüncelerle ilgilenmeyin” demek zorunda kalan kişidir.
Her duygu durum herkesi aynı etkilemediği halde, etkilenmeyi belirleyen duygulara yüklenen anlam olduğu halde, duyguların insanları etkilediğini sanan, duygulara puanlar ve dereceler vererek onları azaltmaya çalışan kişidir.
İnsanların psikolojisini düzeltmeye çalışırken, onları sürekli kendi psikolojisini kontrol eden takıntılı bireylere dönüştüren kişidir.
Bir psikolojinin “hastalık” olup olmadığına gün hesabıyla karar veren ama insan hayatındaki travma, yas, korku, stres ve yaşam koşullarının değişkenliğini aynı netlikle hesaplayamayan kişidir.
“Bilimsel” görünmek adına Latince ve klinik kelimeler kullanan ama çoğu zaman anlattığı şeyi günlük Türkçeyle anlatınca etkisinin azaldığını bilen kişidir.
Bir dönem “travma her şeydir” deyip çocukluk kazısı yapan, sonra bugün “şimdi ve burada” terapileriyle geçmişten çıkmaya çalışan kişidir.
İnsanların kaygısını azaltmaya çalışırken, onlara “anksiyete bozukluğu hastası” kimliği vererek kaygıyla ilişkilerini daha da ağırlaştırabilen kişidir. Fareye yılan elbisesi giydirdiğiniz zaman kaygı azalmaz, artar.
İnsanların duygularını anlamlandırmak yerine, onları DSM kitapçığındaki başlıklara yerleştirmeye alışmış kişidir.
Bir yandan “etiketlemeyelim” deyip, diğer yandan insanları onlarca klinik kategoriye ayıran kişidir.
İnsan zihninin telkinle çalıştığını bilmesine rağmen, “ömür boyu sürebilir”, “kronik”, “nüks”, “atak”, “bozukluk” gibi kelimelerin de güçlü telkinler olduğunu çoğu zaman hesaba katmayan kişidir.
Rahatlamayı terapi başarısı olarak sunan, oysa insanın hamama gidince, piknik yapınca, kitap okuyunca da; yürüyüş yaparak, hatta bir arkadaşla sohbet ederek de rahatlayabildiğini görmezden gelen kişidir.
Faydalı olur olursa kendinden biken, faydalı olamadığında ise soruna kronik muamelesi çeken ya da dirençli çıktın diyerek sorumluluğu karşıya yükleyen kişidir.
Kendisi travmaya, psikiyatri serotonin hormondaki düşüklüğe bağlarken "hayırdır kardeşim, bir sorun için bu ikisi aynı anda doğru olamaz. Hangisi doğru? Birimiz havanda su dövüyoruz" diye bir kere bile düşünmeyen, bundan zerre rahatsız olmaya kişidir.
Mesleğinin her bir işlevi için ayrı ayrı sertifika alması gerektiğine düşünen, 4 yılda sahip olamadığına inandığı yetkinliğe 4 saatlik kursla kavuştuğuna inanan, böylece mesleğini günden güne değersizleştirdiğini bir türlü göremeyen, psikolog ünvanının önüne bir sürü ünvan dizerek gerçek mesleğini etkisiz ve görünmez hale getiren kişidir.
Bu yazıyı paylaş: