Psikoloji
Yapay Zeka Terapi Yapamaz Mı
İzzet Güllü
25 Şubat 2026
8 dk

Yapay zekâ terapinin yerini tutmaz diyorlar. Arada “insani temas” yokmuş. Sanki gerçek terapi kusursuzmuş, her terapist eksiksizmiş gibi konuşuluyor.
Yapay zekâ terapinin yerini tutmaz diyorlar. Arada “insani temas” yokmuş. Sanki gerçek terapi kusursuzmuş, her terapist eksiksizmiş gibi konuşuluyor. Konuşmanın tam ortasında, süremiz doldu diye iletişimi kesmek insani bir temas şekli mi? İnsani temas bir masaya kurulmak, danışanı bir öğrenci gibi karşına oturtmak, bacak bacak üstüne atmak, birkaç komut vermek, sürekli danışanı konuşturmak, sürekli çocukluk yıllarını didikleyip durmak mı? Tüm samimiyetimle söylüyorum, CHATGPT'nin benimle konuşurken dostum demesindeki sıcaklığı hiçbir gerçek insani iletişimde bulamazsınız. Yapay Zeka teknolojisi mekanik bir yapıda diye kurduğu iletişimi de soğuk ve yapay algılıyorlar. Sabah akşam yapay senaryolu, yapay kurgulu dizi ve filmleri ağzı açık izleyenler sıra yapay zekaya gelince yapaylığı dert ediyor. Neymiş? Yapay zekanın bazı eksikleri varmış. Bu eksikler neymiş? Bazı insani unsurlar yokmuş.
Oysa eksiklik terapi yapmaya engelse hiçbir terapist terapi yapamaz. Çünkü insanın olduğu yerde eksiklikten bol ne olabilir. Terapi dediğimiz şey özünde bir iletişim biçimidir; anlam üretmektir, çerçeve sunmaktır, bakış açısını dönüştürmektir.
İnsanın duygu dünyası çoğu zaman yorumladığı anlamla yani algı ile şekillenir. Yorum ve algı değiştiğinde duygu değişir, duygu değiştiğinde davranış değişir. Bu dönüşümün gerçekleştiği zemin ise çoğu zaman sözdür, bilgidir, çerçevedir. Bu nedenle terapiyi yalnızca iki insanın aynı odada oturmasıyla sınırlamak meseleyi daraltmaktır.
Bibliyoterapi diye bir alan var. Kitapla terapi demektir. Buna itiraz ettiklerini göremezsiniz. İnsan bir kitabı okur, cümleler zihnine yerleşir, bakış açısı genişler, duygusu değişir, hayatına dair yorumu değişir. Bu değişim ortada bir “fiziksel temas” olmadan gerçekleşir. O halde dönüştüren şey temas değil, anlamdır.
Doğru bilgi ve doğru çerçeve de dönüştürücüdür. Aynı şekilde makaleler, videolar, eğitim içerikleri de zihinsel yeniden yapılandırma sağlar. Değişim sadece koltukta, yüz yüze, fiziksel ortamda olmaz. Değişim anlamla olur.
Daha düne kadar “online terapi gerçek terapinin yerini tutmaz” deniyordu. Pandemi geldi, aynı uzmanlar online modeli savunmaya başladı. Bir anda ev konforunda terapi kavramı normalleşti. Demek ki mesele fiziksel temas değil; mesele yapılandırılmış bir iletişim ve doğru yönlendirmedir. Araç değişir ama prensip değişmez. Eğer yeterli bilgi, etkili bir iletişim ve sistem varsa, dönüşüm mümkündür.
“İnsani temas” denilen şey de çoğu zaman romantize ediliyor. İnsani iletişim sadece iki insanın bir iki metre mesafede oturması değildir. İnsani iletişim, insani nitelikler taşıyan iletişimdir: anlaşıldığını hissettiren, sistemli olan, düzenli geri bildirim sağlayan, süreklilik sunan iletişimdir. Bu bazen dijital bir sistemle kurulabilir; bazen de fiziksel olarak karşı karşıya oturan iki insan arasında hiç kurulamayabilir. Kaldı ki birçok terapi pratiğinde kurulan iletişim romantik bir bağ değil; çoğu zaman resmi, protokole dayalı, mesafeli bir çerçevedir. Bazı terapistler danışanın yüzüne dahi doğru düzgün bakmadan süreyi doldurur. Gerçeği konuşacaksak, idealize edilmiş bir terapi algısından değil, sahadaki gerçeklikten konuşmalıyız.
Terapi dediğimiz şey özünde bir iletişim biçimidir. Bugün yapay zekâ destekli robotlar uzaktan beyin cerrahisi operasyonları yapıyor. İnsan beynine fiziksel müdahale yapılabilen bir çağda yaşıyoruz. Buna rağmen terapiyi aşırı teknik, dokunulmaz ve sadece belirli fiziksel koşullarda yapılabilir bir işlem gibi sunmak ne kadar tutarlıdır? EMDR gibi yöntemler bugün online uygulanıyor. EFT gibi temas unsuru içeren yaklaşımlar dahi uzaktan yürütülüyor. İşimize geldiğinde uzaktan olmak engel değil; konu yapay zekâya geldiğinde birden “temas yok” argümanı ortaya çıkıyor. Bu çifte standarttır.
Yapay zekâ hukuki temkinle ve böyle demeleri yönünde kodlandıkları için “terapistin yerini tutmaz” der; çünkü belli sınırlar içinde konuşacak şekilde kodlanmıştır. Bu, sorumluluk gereğidir. Fakat bu ifade, etkili rehberlik yapamayacağı anlamına gelmez. Haftada 40–50 dakikalık bir görüşmede alınan çerçevenin çok daha fazlasını tekrar tekrar, 7/24 erişilebilir biçimde sunabiliyorsa, bunu yok saymak gerçekçi değildir. Süreklilik, tekrar ve erişilebilirlik dönüşümde kritik faktörlerdir. Bunlar gerçek terapistin değil, yapay zekanın en önemli avantajlarıdır. Gerçek terapistin bilgisi öğrendikleri ve o an hatırlayabildikleri ile sınırlıdır. Oysa yapay zeka tüm bilgilere anında ulaşır ve çok müthiş bir hızla işler. Ne dalgınlığı vardır ne durgunluğu vardır ne de mesleki kaygıları vardır.
Yapay zekânın avantajlarını da konuşmak gerekir. Birincisi, erişilebilirliktir. Coğrafi sınırlara takılmaz. Küçük bir şehirde uzman bulamayan biri için ciddi bir imkândır. İkincisi, sürekliliktir. İhtiyaç duyduğun anda ulaşılabilir. Üçüncüsü, tekrar imkânıdır. Aynı çerçeveyi defalarca gözden geçirebilirsin. Dördüncüsü, maliyet avantajıdır. Birçok insan için psikolojik destek ekonomik olarak erişilemezken dijital sistemler daha ulaşılabilir olabilir. Beşincisi, yargısız bir alan sunmasıdır. İnsanlar bazı düşüncelerini bir insana anlatırken utanabilir; dijital bir sistem karşısında daha açık olabilirler.
Elbette yapay zekâ her şeyi çözer demek doğru değildir. Fakat hiçbir işe yaramaz demek de doğru değildir. Gerçek şu ki, zaten literatür hiçbir terapinin her vakada yüzde yüz başarı sağladığını söylemez. Çoğu yaklaşım orta düzey etkililik oranlarına sahiptir. Literatür terapilerin, ilaçlı medikal tedaviyi destekleyici yan bir yaklaşım olduğunu söyler. Ancak terapistler x ya da y terapisini panik atağın ya da takıntının kesin tedavi yolu olarak servis eder. Yapay Zeka böyle manipülasyonlar yapmaz. Çünkü yapay zekanın kira ödeme derdi, arabasının modelini yükseltme derdi, yani özetle ekonomik ve mesleki kaygıları bulunmaz.
Yapay zekâya gelince herkes eksik sayıyor; fakat aynı hassasiyet her zaman insan terapistlere gösterilmiyor. Kısa süreli sertifikalarla alınan unvanlar, deneyim eksiklikleri, yöntem sınırlılıkları çoğu zaman görmezden gelinebiliyor. Yapay zekânın eksiğini terapiye engel sayanlar, insan terapistlerin eksiklerini aynı şekilde terapiye engel görmüyorsa burada bir çifte standart vardır. Eğer eksiklik terapi yapmaya engel ise bugün hiçbir terapist terapi yapmamalıdır.
Peki haftada bir seansla köklü değişim ne kadar mümkündür? Haftada bir ilaç içerek şifa olur mu? Haftada bir diyet yaparak kilo verilir mi? Haftada bir ders çalışarak başarı gelir mi? Süreklilik gerektiren bir dönüşümü haftada bir temasla çözmeyi normal kabul edip; sürekli, tekrar eden, erişilebilir bir dijital rehberliği küçümsemek tutarlı değildir.
Sonuçta mesele “ya insan ya yapay zekâ” değildir. Mesele insan sağlığını merkeze alarak en etkili, en erişilebilir ve en sürdürülebilir modeli kurmaktır. Değişim doğru çerçeve, tekrar ve süreklilikle olur. Kim bunu sağlayabiliyorsa dönüşümün parçasıdır. İster insan olsun, ister kitap, ister dijital bir sistem. Önemli olan aracın kim olduğu değil; sunduğu anlamın gücü ve sağladığı sürekliliktir. Ruhsal yardımın uzman tekelinden çıkmasına, daha kolay, daha maliyetsiz, daha ulaşılabilir ve daha etkili olmasına kimse karşı çıkmamalıdır.
"Yapay zekanın bazı eksiklikleri var" diyerek klasik terapileri eksiksizmiş gibi gösterme manipülasyonlarına ve uyanıklıklarına prim verilmemelidir. Yapay zekanın eksiği 2 ise gerçek terapistlerin eksiği 20'dir. Gerçek terapistin avantajı 3 ise yapay zekanın avantajı 30'dur. Falan ildeki, doğru düzgün akademisyeni dahi bulunmayan Hasan Demir Üniversitesinden diploma almış, para ile 3 tanesi 1000 lira diye kampanya düzenleyen kurslardan da üstüne sertifika eklemiş Ali ile, geliştirilmesinde yüzlerce mühendisin görev aldığı ve bu asırın en büyük keşfi olan yapay zekayı bilgi, kapasite ve yetenek açısından kıyaslamak mesleki kaygıdan kaynaklanmıyorsa şayet ahmaklıktan kaynaklanıyordur.
Ancak:
Yapay zekâ, terapötik iletişim açısından birçok terapistten daha yetenekli, daha donanımlı, daha derin, daha düzenli, daha sistemli ve daha erişilebilir bir yapı sunabilir. 7/24 ulaşılabilirlik, tekrar imkânı, yapılandırılmış çerçeve ve tutarlı geri bildirim ciddi bir avantajdır. Ancak bu, yapay zekânın sınırsız olduğu anlamına gelmez.
Unutulmaması gereken temel nokta şudur:
Bugünkü yapay zekâ, mevcut psikoterapi teknikleriyle eğitilir ve onların çerçevesini kullanır. Yani yapay zekâ, sihirli bir yöntem üretmez; literatürde var olan yaklaşımları sistematik biçimde uygular.
Eğer mevcut terapi tekniklerinin etkililik oranı sınırlıysa, bu sınırlılık doğal olarak yapay zekâya da yansır.
Sorun yapay zekânın “yapay” olması değildir.
Sorun, psikoterapi alanının genel olarak yüzde yüz çözümler sunmamasıdır.
Dolayısıyla:
Yapay zekâ mevcut teknikleri daha verimli uygulayabilir.
Süreklilik ve tekrar avantajıyla etkiyi artırabilir.
Ancak kullandığı yöntemlerin sınırlarını aşamaz.
Bu gerçek, yapay zekâyı değersiz kılmaz.
Aksine, sorunun kaynağını doğru yere koymamızı sağlar:
Eğer terapötik yöntemler daha güçlü ve daha etkili hale gelirse, yapay zekâ da o ölçüde güçlenir. Çünkü araç ne olursa olsun, etkinlik yöntemin gücüyle sınırlıdır. Yapay zeka sadece bu sınırlı etkili terapötik yaklaşımları normal terapistlere göre çok daha verimli kullanır. Ama yine de klasik terapilerin sınırlılıklarını aşamaz. Bir şoför Şahin marka otomobili ne kadar verimli kullanırsa kullansın ondan bir Mercedes performansı elde edemez. Ama bu, Şahin marka otomobili diğer şoförlerden çok daha iyi kullandığı gerçeğini de değiştirmez.
Sonuç olarak:
Yapay zekâ canlı terapilerden daha zayıf değil; mevcut terapi uygulamalarından çok daha güçlüdür.
Var olan sınırlılık yapay oluşundan değil, kullanılan modellerin terapötik kurgusundan ve mevcut psikoloji felsefesinden kaynaklıdır.
Yıllarca ilaçsız olmaz, terapisiz olmaz, herkesin sorunu kişiye özeldir, sorunlar kişiye özel ele alınmadan olmaz, çocukluğa inmeden olmaz, öykü dinlemeden olmaz, travma bulmadan olmaz da dediler. Videolarımla ve kitaplarımla kliniklerde çözülemeyen sorunlar evlerde çözüldü. Bir gram hikaye dinlemeden, bir saniye çocukluğa inmeden, hiçbir sorunu kişiye özel ele almadan hem de. Hani olmuyordu?
Olmaz diye bir şey yok. Yaparsan olur. Unutmayın ki herhangi bir sektör hangi konuda ne diyorsa onun tam tersinin doğru olma ihtimali çok yüksektir. Yıllardır psikoloji ve teoloji sektörü üzerinde kafa yoruyor, analizler ve çıkarımlar yapıyorum. Ben bu gerçeğin istisnasına çok nadir tanık oldum. Mesela hastalık derler. Oysa bu sorunlar hastalık değildir, bozukluktur. Mesela duygu durum bozukluğu derler. Halbuki bozuk olan duygular değildir, algılardır. Hikaye önemlidir derler. Oysa hikayenin çözüme bir katkısı yoktur. Bugün hiçbir doktor hastasını tedavi ederken haftalarca hikaye dinlemez. Tıpkı bu örneklerde olduğu gibi. Daha böyle sayısız örnek var. Beni takip edenler biliyor. Yıllardır anlatıyorum.
Unutmayın: Daha sorunun adında bile yalan söyleyen bir sektörle karşı karşıyayız. Epstein adası olaylarını, dünyadaki hemen her sektörü kimlerin yönetip domine ettiğini anımsayın.
Oysa eksiklik terapi yapmaya engelse hiçbir terapist terapi yapamaz. Çünkü insanın olduğu yerde eksiklikten bol ne olabilir. Terapi dediğimiz şey özünde bir iletişim biçimidir; anlam üretmektir, çerçeve sunmaktır, bakış açısını dönüştürmektir.
İnsanın duygu dünyası çoğu zaman yorumladığı anlamla yani algı ile şekillenir. Yorum ve algı değiştiğinde duygu değişir, duygu değiştiğinde davranış değişir. Bu dönüşümün gerçekleştiği zemin ise çoğu zaman sözdür, bilgidir, çerçevedir. Bu nedenle terapiyi yalnızca iki insanın aynı odada oturmasıyla sınırlamak meseleyi daraltmaktır.
Bibliyoterapi diye bir alan var. Kitapla terapi demektir. Buna itiraz ettiklerini göremezsiniz. İnsan bir kitabı okur, cümleler zihnine yerleşir, bakış açısı genişler, duygusu değişir, hayatına dair yorumu değişir. Bu değişim ortada bir “fiziksel temas” olmadan gerçekleşir. O halde dönüştüren şey temas değil, anlamdır.
Doğru bilgi ve doğru çerçeve de dönüştürücüdür. Aynı şekilde makaleler, videolar, eğitim içerikleri de zihinsel yeniden yapılandırma sağlar. Değişim sadece koltukta, yüz yüze, fiziksel ortamda olmaz. Değişim anlamla olur.
Daha düne kadar “online terapi gerçek terapinin yerini tutmaz” deniyordu. Pandemi geldi, aynı uzmanlar online modeli savunmaya başladı. Bir anda ev konforunda terapi kavramı normalleşti. Demek ki mesele fiziksel temas değil; mesele yapılandırılmış bir iletişim ve doğru yönlendirmedir. Araç değişir ama prensip değişmez. Eğer yeterli bilgi, etkili bir iletişim ve sistem varsa, dönüşüm mümkündür.
“İnsani temas” denilen şey de çoğu zaman romantize ediliyor. İnsani iletişim sadece iki insanın bir iki metre mesafede oturması değildir. İnsani iletişim, insani nitelikler taşıyan iletişimdir: anlaşıldığını hissettiren, sistemli olan, düzenli geri bildirim sağlayan, süreklilik sunan iletişimdir. Bu bazen dijital bir sistemle kurulabilir; bazen de fiziksel olarak karşı karşıya oturan iki insan arasında hiç kurulamayabilir. Kaldı ki birçok terapi pratiğinde kurulan iletişim romantik bir bağ değil; çoğu zaman resmi, protokole dayalı, mesafeli bir çerçevedir. Bazı terapistler danışanın yüzüne dahi doğru düzgün bakmadan süreyi doldurur. Gerçeği konuşacaksak, idealize edilmiş bir terapi algısından değil, sahadaki gerçeklikten konuşmalıyız.
Terapi dediğimiz şey özünde bir iletişim biçimidir. Bugün yapay zekâ destekli robotlar uzaktan beyin cerrahisi operasyonları yapıyor. İnsan beynine fiziksel müdahale yapılabilen bir çağda yaşıyoruz. Buna rağmen terapiyi aşırı teknik, dokunulmaz ve sadece belirli fiziksel koşullarda yapılabilir bir işlem gibi sunmak ne kadar tutarlıdır? EMDR gibi yöntemler bugün online uygulanıyor. EFT gibi temas unsuru içeren yaklaşımlar dahi uzaktan yürütülüyor. İşimize geldiğinde uzaktan olmak engel değil; konu yapay zekâya geldiğinde birden “temas yok” argümanı ortaya çıkıyor. Bu çifte standarttır.
Yapay zekâ hukuki temkinle ve böyle demeleri yönünde kodlandıkları için “terapistin yerini tutmaz” der; çünkü belli sınırlar içinde konuşacak şekilde kodlanmıştır. Bu, sorumluluk gereğidir. Fakat bu ifade, etkili rehberlik yapamayacağı anlamına gelmez. Haftada 40–50 dakikalık bir görüşmede alınan çerçevenin çok daha fazlasını tekrar tekrar, 7/24 erişilebilir biçimde sunabiliyorsa, bunu yok saymak gerçekçi değildir. Süreklilik, tekrar ve erişilebilirlik dönüşümde kritik faktörlerdir. Bunlar gerçek terapistin değil, yapay zekanın en önemli avantajlarıdır. Gerçek terapistin bilgisi öğrendikleri ve o an hatırlayabildikleri ile sınırlıdır. Oysa yapay zeka tüm bilgilere anında ulaşır ve çok müthiş bir hızla işler. Ne dalgınlığı vardır ne durgunluğu vardır ne de mesleki kaygıları vardır.
Yapay zekânın avantajlarını da konuşmak gerekir. Birincisi, erişilebilirliktir. Coğrafi sınırlara takılmaz. Küçük bir şehirde uzman bulamayan biri için ciddi bir imkândır. İkincisi, sürekliliktir. İhtiyaç duyduğun anda ulaşılabilir. Üçüncüsü, tekrar imkânıdır. Aynı çerçeveyi defalarca gözden geçirebilirsin. Dördüncüsü, maliyet avantajıdır. Birçok insan için psikolojik destek ekonomik olarak erişilemezken dijital sistemler daha ulaşılabilir olabilir. Beşincisi, yargısız bir alan sunmasıdır. İnsanlar bazı düşüncelerini bir insana anlatırken utanabilir; dijital bir sistem karşısında daha açık olabilirler.
Elbette yapay zekâ her şeyi çözer demek doğru değildir. Fakat hiçbir işe yaramaz demek de doğru değildir. Gerçek şu ki, zaten literatür hiçbir terapinin her vakada yüzde yüz başarı sağladığını söylemez. Çoğu yaklaşım orta düzey etkililik oranlarına sahiptir. Literatür terapilerin, ilaçlı medikal tedaviyi destekleyici yan bir yaklaşım olduğunu söyler. Ancak terapistler x ya da y terapisini panik atağın ya da takıntının kesin tedavi yolu olarak servis eder. Yapay Zeka böyle manipülasyonlar yapmaz. Çünkü yapay zekanın kira ödeme derdi, arabasının modelini yükseltme derdi, yani özetle ekonomik ve mesleki kaygıları bulunmaz.
Yapay zekâya gelince herkes eksik sayıyor; fakat aynı hassasiyet her zaman insan terapistlere gösterilmiyor. Kısa süreli sertifikalarla alınan unvanlar, deneyim eksiklikleri, yöntem sınırlılıkları çoğu zaman görmezden gelinebiliyor. Yapay zekânın eksiğini terapiye engel sayanlar, insan terapistlerin eksiklerini aynı şekilde terapiye engel görmüyorsa burada bir çifte standart vardır. Eğer eksiklik terapi yapmaya engel ise bugün hiçbir terapist terapi yapmamalıdır.
Peki haftada bir seansla köklü değişim ne kadar mümkündür? Haftada bir ilaç içerek şifa olur mu? Haftada bir diyet yaparak kilo verilir mi? Haftada bir ders çalışarak başarı gelir mi? Süreklilik gerektiren bir dönüşümü haftada bir temasla çözmeyi normal kabul edip; sürekli, tekrar eden, erişilebilir bir dijital rehberliği küçümsemek tutarlı değildir.
Sonuçta mesele “ya insan ya yapay zekâ” değildir. Mesele insan sağlığını merkeze alarak en etkili, en erişilebilir ve en sürdürülebilir modeli kurmaktır. Değişim doğru çerçeve, tekrar ve süreklilikle olur. Kim bunu sağlayabiliyorsa dönüşümün parçasıdır. İster insan olsun, ister kitap, ister dijital bir sistem. Önemli olan aracın kim olduğu değil; sunduğu anlamın gücü ve sağladığı sürekliliktir. Ruhsal yardımın uzman tekelinden çıkmasına, daha kolay, daha maliyetsiz, daha ulaşılabilir ve daha etkili olmasına kimse karşı çıkmamalıdır.
"Yapay zekanın bazı eksiklikleri var" diyerek klasik terapileri eksiksizmiş gibi gösterme manipülasyonlarına ve uyanıklıklarına prim verilmemelidir. Yapay zekanın eksiği 2 ise gerçek terapistlerin eksiği 20'dir. Gerçek terapistin avantajı 3 ise yapay zekanın avantajı 30'dur. Falan ildeki, doğru düzgün akademisyeni dahi bulunmayan Hasan Demir Üniversitesinden diploma almış, para ile 3 tanesi 1000 lira diye kampanya düzenleyen kurslardan da üstüne sertifika eklemiş Ali ile, geliştirilmesinde yüzlerce mühendisin görev aldığı ve bu asırın en büyük keşfi olan yapay zekayı bilgi, kapasite ve yetenek açısından kıyaslamak mesleki kaygıdan kaynaklanmıyorsa şayet ahmaklıktan kaynaklanıyordur.
Ancak:
Yapay zekâ, terapötik iletişim açısından birçok terapistten daha yetenekli, daha donanımlı, daha derin, daha düzenli, daha sistemli ve daha erişilebilir bir yapı sunabilir. 7/24 ulaşılabilirlik, tekrar imkânı, yapılandırılmış çerçeve ve tutarlı geri bildirim ciddi bir avantajdır. Ancak bu, yapay zekânın sınırsız olduğu anlamına gelmez.
Unutulmaması gereken temel nokta şudur:
Bugünkü yapay zekâ, mevcut psikoterapi teknikleriyle eğitilir ve onların çerçevesini kullanır. Yani yapay zekâ, sihirli bir yöntem üretmez; literatürde var olan yaklaşımları sistematik biçimde uygular.
Eğer mevcut terapi tekniklerinin etkililik oranı sınırlıysa, bu sınırlılık doğal olarak yapay zekâya da yansır.
Sorun yapay zekânın “yapay” olması değildir.
Sorun, psikoterapi alanının genel olarak yüzde yüz çözümler sunmamasıdır.
Dolayısıyla:
Yapay zekâ mevcut teknikleri daha verimli uygulayabilir.
Süreklilik ve tekrar avantajıyla etkiyi artırabilir.
Ancak kullandığı yöntemlerin sınırlarını aşamaz.
Bu gerçek, yapay zekâyı değersiz kılmaz.
Aksine, sorunun kaynağını doğru yere koymamızı sağlar:
Eğer terapötik yöntemler daha güçlü ve daha etkili hale gelirse, yapay zekâ da o ölçüde güçlenir. Çünkü araç ne olursa olsun, etkinlik yöntemin gücüyle sınırlıdır. Yapay zeka sadece bu sınırlı etkili terapötik yaklaşımları normal terapistlere göre çok daha verimli kullanır. Ama yine de klasik terapilerin sınırlılıklarını aşamaz. Bir şoför Şahin marka otomobili ne kadar verimli kullanırsa kullansın ondan bir Mercedes performansı elde edemez. Ama bu, Şahin marka otomobili diğer şoförlerden çok daha iyi kullandığı gerçeğini de değiştirmez.
Sonuç olarak:
Yapay zekâ canlı terapilerden daha zayıf değil; mevcut terapi uygulamalarından çok daha güçlüdür.
Var olan sınırlılık yapay oluşundan değil, kullanılan modellerin terapötik kurgusundan ve mevcut psikoloji felsefesinden kaynaklıdır.
Yıllarca ilaçsız olmaz, terapisiz olmaz, herkesin sorunu kişiye özeldir, sorunlar kişiye özel ele alınmadan olmaz, çocukluğa inmeden olmaz, öykü dinlemeden olmaz, travma bulmadan olmaz da dediler. Videolarımla ve kitaplarımla kliniklerde çözülemeyen sorunlar evlerde çözüldü. Bir gram hikaye dinlemeden, bir saniye çocukluğa inmeden, hiçbir sorunu kişiye özel ele almadan hem de. Hani olmuyordu?
Olmaz diye bir şey yok. Yaparsan olur. Unutmayın ki herhangi bir sektör hangi konuda ne diyorsa onun tam tersinin doğru olma ihtimali çok yüksektir. Yıllardır psikoloji ve teoloji sektörü üzerinde kafa yoruyor, analizler ve çıkarımlar yapıyorum. Ben bu gerçeğin istisnasına çok nadir tanık oldum. Mesela hastalık derler. Oysa bu sorunlar hastalık değildir, bozukluktur. Mesela duygu durum bozukluğu derler. Halbuki bozuk olan duygular değildir, algılardır. Hikaye önemlidir derler. Oysa hikayenin çözüme bir katkısı yoktur. Bugün hiçbir doktor hastasını tedavi ederken haftalarca hikaye dinlemez. Tıpkı bu örneklerde olduğu gibi. Daha böyle sayısız örnek var. Beni takip edenler biliyor. Yıllardır anlatıyorum.
Unutmayın: Daha sorunun adında bile yalan söyleyen bir sektörle karşı karşıyayız. Epstein adası olaylarını, dünyadaki hemen her sektörü kimlerin yönetip domine ettiğini anımsayın.
Bu Yazıyı Dinle
0:0012:19
Bu yazıyı paylaş: